Ana içeriğe atla

Saklı Bahçeler Haritası

"Mutluluğa atılmış adımlarla alay ettin hep, onları küçümsedin. Oysa yaralarıyla değil, kabuklarıyla olgunlaşır insan dediğin." Saklı Bahçeler Haritası / Nermin Yıldırım


Birkaç cümlesi, birkaç paragrafı derken, normalde hiç ufak tefek edebî tuzaklara düşmeyen, epeydir klasiklerden hatta klasik serilerden başka bir şey okumamış olan ben, bir gecede karar verdim Nermin Yıldırım'ı okumaya. Artık Rusça isimler bana Türkçe roman kahramanlardan daha yakın ve ailedenmiş gibi geliyorken, büyük bir değişiklik yapıp, Suad, Behiye ve Rıdvan'ın hikâyesine ortak oldum.


Nermin Yıldırım'ın Saklı Bahçeler Haritası, gerilimin zirvesinde bir sahneyle açılıp daha sonra geriye dönüşler yaparak bir eski İstanbul ailesinin kızlarının mektuplaşmaları ve bu mektupların anlaşılmaz bir biçimde yıllar yıllar sonra bir yayınevi editörüne gönderilmeye başlamasıyla ilerliyor. Mektuplaşmalardaki hayat hikâyeleri ve zıtlıklar, editörün kendi hayatındaki sorunlarla birlikte akıyor sayfalarda.

Nermin Yıldırım'ım daha çoğunlukla mektuplardaki çözümlemelerini, nokta atışlarını çok sevdiysem de, günümüze dönüşler ve günümüzle ilgili metinleri kısa buldum. Bu kitabı bitirdiğimde aslında pekçok açıdan eksik kaldığımı hissettim, bir yüz sayfa daha olabilirdi, üstelik olayların uzatılmasına gerek olmadan. Pekçok zengin ve derin noktayı yazar kısa geçmişti bana göre. Bu bir seçimdi elbet, az yazıp çoğunu okura bırakmak güzel bir şeydir, ama okura verdiğiniz ipuçlarında da kesintiye gitmemek gerekir. Her kitap ciltlerce olacak diye bir kural da yok, ama olması gerekenden daha az geldi bana. Bu bir başarı da sayılabilir aslında, çünkü yazımını okumaya doyamadığımı da gösterir bir okur olarak.

Misal, ilk vurucu nokta, Cumhuriyet Devrimlerinin halk arasında benimsenmeye çalışıldığı sancılı dönemlerden dem vurulmasıydı... Çok daha zengin ve çok yönlü dökülebilirdi sayfalara. Biz Cumhuriyet çocuklarının hiç bilmediği, kitaplarda elbette ki geçmeyen, onlarca nesil sessizce yaşanıp sessizce silinmiş olan o devirde, örneğin harf inkılâbının, şapka inkılâbının, daha 10 yıl öncesine kadar Osmanlı kültüründen gelmiş Türk ailelerinde yarattığı travmayı, benimsemeye çalışırken kâh manasız gösterişleri, kâh ezbere taklitleri hiç bilmedik biz. Eski yazıyı bildiği için yeni yazıyı okuyamayan yaşlılar, modern gözükeceğiz takıntısıyla hayatı evlatlarına dar eden ebeveynler... Devrimler yapıldı ve halk bir günde benimsedi bağrına bastı sanıyoruz değil mi? Yanılıyoruz. Ne kadar da yanılıyoruz oysa...

Yine de kız kardeşlerin eski çocukluk günlerini, her konağın olmazsa olmazlarından Kalfa'yı ve tuhaf ritüellerini okumaya doyamadım. Anne babalarını gözlemleyiş biçimleri çok güzel anlatılmıştı. O dönemlerdeki kadının, erkeğin rollerini çok acımasız -iyi ki- bir şekilde çarpıyor Yıldırım yüzümüze, günümüz annelerinde belki halen varlığını sürdüren bu izleri ayırt etmemizi sağlıyor.


Kitabın azımsanamayacak ölçüde bir siyasi altyapısı var. Ailelerin, komşularının ve akrabalarının çok akıllıca seçildiğini olay örgüsü geliştikçe anlıyor okuyucu, aslında her kişi ülkenin siyasi tarihinin içinde bir rol oynuyor, yön verici, sıradan vatandaş veya mağdur olarak. Marshall Yardımı'ndan 6-7 Eylül Olayları'na, oradan yurtdışına ve oradaki siyasi gelişmelere, hatta 2. Dünya Savaşı'nın orta yerine uzanıyoruz. Tüm bunları Rıdvan ile birlikte mektuplardan okurken, bir yandan da bu mektupları kim, niye gönderir merakını diri tutuyor Yıldırım.


Bazı cümleleri altını çizmekle yetinemediğiniz bir gerçek. İnsan ilişkileri, sevmek, aşk, paylaşamamak gibi, hatta çocuk yetiştirmedeki hatalarımızı bize aforizmalarıyla çok güzel gösteriyor yazar.

Rıdvan'ı geçmişindeki felâketlere değinilmiş olsa bile, biraz daha tanıyabilmeyi isterdim. Genellikle kendi sorunlarıyla boğuşurken gelen bu isimsiz mektuplarla yaşadığı gerilimlere verdiği tepkilerle sınırlı kalmış. Sadece o değil, çevresindeki kişiler de maalesef biraz sığ tutulmuş. Yazar onların varlıklarında çok derinleşmeyerek akışı bozmak istememiş diye tahmin ediyorsam da, bu kitabın bir devamını yazdıracak kadar eksik bırakıldıklarını düşünüyorum. Ya da belki mektuplardaki şahsiyetler ne kadar gerçek ve derinse, gerçek hayattaki kişilikler o kadar gerçekdışı ve sığ gösterilmek istenmiş olabilir. Mektuplardaki dil, üslup çok daha sahici iken, onu okuyana döndüğümüz anda herşey daha kısa, az, eksik ve sıradan hale geliyor.

Suad ve Behiye'nin hikâyeleri çok beklenmedik bir şekilde kapanıyor, ve bunu okuduğum anda bana az gelen tüm o sayfalara değdiğini düşündüm. Rıdvan'ın hikâyesi ise devam ediyor... Hepimizin olduğu gibi.

Ama bu insanların hayatlarından kırpılmış parçalara hissettiğim yakınlığı, epeydir yerli bir yazarı okurken hissetmemiştim, sanırım bu zinciri kırmam Nermin Yıldırım'ı okumamın en güzel sonuçlarından biri oldu.

"Sözcüklerden bunaldıkça ortak sessizliğimizde dinlenmeye başladık. Yan yana susarak sessizliğimizin tadını çıkardık. Sükût, ruhu temizleyen bir tür oruç gibiydi. Yalanlardan, kendini dünyaya beğendirme kaygılarından uzakta, neysen o olmak demekti. Sessizliğin ayak izi, yeryüzündeki en temiz yerdi."

Saklı Bahçeler Haritası
Nermin Yıldırım
Doğan kitap, 1. baskı, Ekim 2013,
363 sayfa


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kitap Bağışı

BU YAZIDAKİ KİTAPLARIMIZIN HEPSİNİN BAĞIŞI SONLANMIŞTIR. DİĞER BAĞIŞLAR İÇİN "BAĞIŞ" ETİKETİ ALTINDAKİ YENİ YAZILARA BAKINIZ. Her taşınmamda, kitaplığımı şöyle sıkı bir elemeden geçirir, 'başkaları da okusun' niyeti ağır basarak, en kıyamadıklarım hariç, pekçok kitabımı ayırırım. Bu şekilde 3 kere topluca kitap bağışladım. Bu yıl blogun da varlığıyla, daha uzaktaki insanlara erişmek istiyorum. Kitapların listesini aşağıya ekliyorum. 15 roman, 10 bilimsel kitap, 15 inceleme. İstediğiniz kitap hangisiyse, bu postun altına o kitabın liste numarasını yazmanız yeterli . Ancak önce 'Bu siteye katılın' düğmesini tıklamanız gerekiyor, çünkü e-mail adresinizi yazmanız istenecek. Üye olunmadan yapılan istekler 'anonim' gözükeceklerinden, dikkate alınmayacak.  Bir kişiye en fazla 5 kitap gönderebileceğim. Kargoyu karşı ödemeli yollamaktayım ve beni anlayışla karşılayacağınızı umuyorum, şubeye bir sürü kitap taşıyacağım çünkü. Haydi başlayalı...

Kendi Yaşamının Öğrencisi Olmak

Doğan Cüceloğlu'nun Twitter'da sorduğu güzel bir soru ve mesajı alıntılayarak başlıyorum. Bu soruyu bugün görsem de, 2 aydır benimle yaşıt bazı arkadaşlarımla bu konularda konuşmalarımız olmuştu. Yazdığım cevap: Bu durum 80 kuşağı çocukları için gerçekleşmedi. Anne babalarının estetik, tarz, yaşam biçimi, düşünceleri, felsefeleri ve inanç modellerini yansıtmak zorundaydılar. Oysa "emek zayiatı" sayılmadan 'kendileri' olarak da hayırlı evlat olmak mümkündü. Twitter'a sığmayacak olan cevabımın/kendi kendime düşünüşlerimin devamı şu şekilde. İçinde yetiştiğimiz aile, akrabalar, muhit ve komşular, okuduğumuz okullardaki sınıf arkadaşlarımız ve onların bildiğimiz kadarıyla yaşam biçimleri, bize nasıl olmamız gerektiğine dair, kitaplardan ve müfredatlardan bile önce keskin bir çerçeve getirir. Çocuklukta bu çerçeveyi benimser ve uyum sağladığınız sürece kabul görürsünüz. Farklı bir yöntem, düşünce, farklı insanlar ve yaşam durumları hakkında fazla s...

Kitap Bağışı! - II

  BU YAZIDAKİ KİTAPLARIN BAĞIŞI SONA ERMİŞTİR. DİĞER BAĞIŞLAR İÇİN "BAĞIŞ" ETİKETİ ALTINDAKİ YENİ YAZILARA BAKINIZ. Bahar da kapıdayken, yıllık kitap bağışı zamanımız geldi! İlk sefer kişilere hediye şeklinde 30 civarı kitap bağışlamıştım. İkinci bağışımız Kırklareli'nde bir Teknikokul kütüphanesine oldu. Kütüphanelerle daha çok insana ulaşacağımızı düşünerek, bu seferki bağışı bir Halk Kütüphanesine yapmak niyetindeyim. Ama talep olmazsa, isteyen blog takipçilerine hediye edeceğim. Kütüphaneciler, öğretmenler, kitapseverler! Öncelikle bu satırın hemen sol hizasında, "Bu siteye katılın " a tıklamanızla bana gerçek bir e-posta adresi beyan etmiş oluyorsunuz.  Sonra bu yazının altına yorum bırakıyorsunuz. Şahsi e-posta yazarak talep iletmeyiniz. Bu taleplere cevap veremiyorum.  Kargolar karşı ödemeli olarak Yurtiçi Kargo ile gönderilecektir.   Fazla talep olursa kitapları bölüştüreceğim. Yorum sırasına öncelik verilecektir. ...