Ana içeriğe atla

Kayıtlar

tefekkür etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

"Yâ Ebetî" (Ey Sevgili ve Saygıdeğer Babacığım!)

  Yusuf suresinde, henüz bir çocuk olan Yusuf aleyhisselam, babasına gelip rüyasını anlatır, bilirsiniz. Konuşmaya başlarken, "ey sevgili ve saygıdeğer babacığım!" (yâ ebetî) diye başlar. * Kur'an, fazladan hiçbir bilgi vermediğine göre, "yâ ebeti"(İngilizceye 'Dad I love you' diye çevrilebilir) seslenişini neden ayette verme gereği duymuştur? Koskoca vahiy, "yâ ebeti" kelimeleri olmadan da mesajını verebilirdi oysa. Burada Kur'an'ın "hikâyelerin en güzeli" diye betimlediği Yusuf suresinde çok önemli bir derse tanık oluyoruz: Sevgi dolu bir ailenin inşâsı. Bu iki kelimeyi vermekle Kur'an, çocukların ailelerden görüp kopyaladıklarını düşünecek olursak, kendi kendilerine "ey sevgili ve saygıdeğer babacığım" demeyeceklerini, bunun siz onlara, "ey sevgili oğlum/çocuğum" derseniz mümkün olacağının mesajını verir. Bu öyle bir ilişkidir ki çocuk Yusuf, babasına böylesine tuhaf gelen bir rüyayı korkmadan, kınan...

İki Ayet - İki Fotoğraf: "Hepiniz Birbirinizdensiniz"

  Birbirinin içinde, birbirini görmek f.: Dr Mehmet Emin Adin, 2021 güz, Yale f.: Bülent Öztürk, 2021 güz, Ankara Kuşkusuz bir halk kendi durumunu değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez. (1) Aslında, Allah, bir toplum kendisinde olanı değiştirmedikçe, onların durumunu değiştirmez. (2) Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah da o toplumun gidişatını değiştirmez. (3) Bir toplum kendinde olanı bozmazsa, onu Allah da bozmaz. (4) (Kişiler) kendilerindekini değiştirinceye kadar Allah  hiçbir toplumu  değiştirmez. (5) Bir toplumu oluşturan fertler kendi iç dünyalarındakini değiştirinceye kadar, Allah onların oluşturduğu toplumu değiştirmez. (6)  Gerçek şu ki Allah, bir toplumun maruz kaldığı şeyleri , onlar, birey olarak içlerindekini/ birey olarak kendilerine ilişkin olanı değiştirmedikçe, değiştirmez. (7) Gerçekten Allah, kendi nefis (öz)lerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta ...

Bir Doktora Tezi: İbn Nefîs'te İnsanın Zihinsel Tekâmülü

Başlık ve sıfatı ürkütmesin, konuya gayet yabancı bir kişi olarak benim için İslâm felsefesi ve metafiziğine çok zengin bir başlangıç oldu. Böyle bir içerik beklemiyordum, piyasada bol bulunan, hayat bizi nasıl olgunlaştırır, nasıl zihni tekâmül sürecinde ilerleriz gibi bir metin beklemişim sanırım. Oysa tam teşekküllü, mühendislik alanından gayet âşinâ olduğum doktora tezlerinden farksız bir eser geçti elime. İslâm fikir tarihinden bihaber bir okuyucu olarak, bu eseri Şaban Ali Düzgün'ün bir kitabında dip not referansı olarak görmüştüm. Daha erken basılmış olan bu tez de, Ş. Ali Düzgün'ün en erken eserlerine referans vermiş - yirmi yıl farkla küçük bir tesadüf. Tez, aslında bu konuya ait en temel soruları ve bu sorulara verilmeye çalışılmış cevapları en önemli düşünürlerden hareketle, çok güzel derlemiş, büyük oranda derli toplu bir literatür özeti ve İbn Nefîs'in er-Risâletü'l-Kâmiliyye fi's Sîreti'n Nebeviyye eseri üzerine yoğunlaşıyor.  Sanılabileceğinin ak...

Sünnet ve Hadisi Anlamak: Zâhiriyle Yetinilmiş Bir Değerler Hazinesi

Kur'an-ı Kerim'i ve İslâmî eserleri okurken, İslâm'ı hayata uygulamaya çalışırken her insanın karşılaşacağı ilk konu, bu amacı ilk olarak gerçekleştirmiş olan Peygamberimiz'in (Allah'ın selâmı ve rahmeti üzerine olsun) sünneti kavramıdır. Sünnet kavramı hadis kavramını da içine alan bir konudur, tarihi süreç içerisinde belli sosyal, toplumsal hattâ siyasî yönlendirmeler sonucu son derece genişle(til)miş, bazen kast edilenden farklı anlaşılmış, veya artniyetlere alet edilmesi mümkün olabilmiştir. Prof. Dr. Mehmet Görmez, daha önce "Sünnet ve Hadisin Anlaşılması ve Yorumlanmasında Metodoloji Sorunu" ve "Hadis İlminin Temel Meseleleri" şeklinde kitaplaştırdığı araştırmalarını, bu ilimlerde uzman olmayan okuyuculara yönelik olarak anlaşılır şekilde bu kitapta ortaya koyuyor. Sünnet ve Hadise yaklaşımların her birini, temel kavramları, örneklerle kısa kısa bölümlerde toplayıp sunuyor. Öncelikle bir değerler manzumesi, İslam medeniyetinin kur...

Sarp Yokuşun Eteğinde İnsan - II: Düşünebilen, Seçim Yapabilen Madde

Fizyolojide gittikçe artan olayların keşfi, ruhu yerinden edemeyecektir, çünkü bu olaylar kesinlikle spiritüel eylemleri açıklamayacaktır. Biyokimya sürekli ruhun tözsel bir form olarak gerekli olduğunu gösteren, ancak evrensel düşünceler ve yüce seçimlere bir açıklama getirmeyen çok daha hayret verici olaylar keşfetmektedir. Eğer madde düşünebiliyorsa, tüm maddesel şeylerin niçin düşünmediğini açıklayamayız; eğer bu mümkün olmuyorsa, o hâlde düşünen varlıkları maddesel açıdan açıklayamayız. Düşünce ve seçim, fiziksel doğa yasalarına indirgenemez. (1) Bu satırlar James Joyce'un İnsan ve Doğası: Felsefi Bir Psikoloji başlıklı 1961 yılına ait kitabından. Aşağıdaki satırlar ise,   Sarp Yokuşun Eteğinde İnsan  kitabının son sayfasından. Yusufçuk, suyun içinde larva olarak doğar, orada büyür, sonra suyun içindeki bitkilere tutunarak su yüzeyine çıkar ve başka bir varlık olarak yoluna devam eder. Su içinde larva olarak bulunduğu bütün süreç onun yusufçuk olarak...

Bir Diyalog: Kur'an ve Sünnete Göre Tasavvuf -Y.N.Öztürk (II)

I. yazı ile birlikte fikir paylaşımı yapmayı ortaokul yıllarından beri sürdürdüğüm bir arkadaşımdan sorular ve sesli düşünüş cümleleri geldi. Hep beraber düşünelim diye bir öneride bulundum ve II. yazıyı bu amaçla şekillendirdim. Kendinden verirken bunun sınırı nedir, nefsi köreltmek veya iyilik, fedakarlık derken kendine hayatta ne kadar alan ayrılabilir ve ne kadar dünyevi hedefe sahip olunabilir bunlar benim  kafamı kurcalayan konular. Tasavvufta kendinden bir şey vermeye değil, aslında almaya odaklanma var. Kendi benliğinde varlığından haberdar olmadığın eksikliklerin ve zenginliklerin farkına varış. Her durumda, bu bir artış anlamına geliyor, çünkü benliğin tam olarak farkına varamadan, onu otomatik tepkileriyle sınırlı tutarak ömürler geçebiliyor. Nefsin terbiyesi ise sanıldığının aksine, yok etmek veya törpülemek değil, zararlı yönlerini tanımak ve taşmaya kalkması halinde bir şaşkınlığa uğramadan, uğranılsa bile bunun onun doğasında olduğunu bilerek daha kontrollü olm...

Pandemi Okumaları: Kur'an ve Sünnete Göre Tasavvuf (I)- Y.N. Öztürk

Mart'ın ilk haftasıyla birlikte evde izolasyona başladığımızda geçen yıl aldığım ancak büyük boyutu sebepli kitaplığa sığmayıp başka bir dolapta unuttuğum bir kitaba başladım. Oldukça eski bir baskı, satırlar daktilo harfleriyle, hizaları bozularak basılmış. Tasavvuf yeni/alternatif bir din gibi, moda edebî akımlarla çok-satan olma garantisi altında topluma sunulmuş olduğu için bu konudaki kısıtlı bilgimi ve önyargılarımı sağlam bir kaynaktan okuyarak temizlemem gerektiğini düşünüyordum. Bu, tasavvufa sağdan soldan bulaşmış, kendisi ya da akrabaları bu konularda yer almış, kelimelerle misketler gibi oynayan kişilerin kaleminden olmamalıydı, daha ziyade, konunun dışındaki bir bilim insanının araştırması olmalıydı. Tasavvuf, İslâmî (veya diğer semâvî dinlere ait) hakikatlerden kaçmak için daha eğilip bükülebilen, daha romantik, daha tarz bir kalıp olarak tanıtıldı yıllarca. Tıpkı kişisel gelişim metotlarının, Yaratıcı'nın kelimeleriyle yüzleşemeyerek ferahlamak isteyenlere ...

Düşünün-Ve Öyle Sıkılın Evlerinizde

Virgülüne dokunmadan. Cıvıl cıvıl, kıpır kıpır bir çocuk yüreğinin işkence gibi uygulamalarla dolu bir tedavi eşliğinde, haftalarca, aylarca bir hastane odasında karantinaya alınışını hayal edin bir de.. Dışarıda olanca güzelliğiyle kesintisiz sürerken hayat, her şeye derin bir özlemle camın ardından bakmak zorunda kalan bir çocuğu hayal edin.. Çoğu kez camın yanına ilişecek mecali bile bulamayışını düşünün... Tek gezinti yeri, sık sık mavi kod alarmıyla, insanların ağlayışlarıyla çığlıklarıyla inleyen hastane koridorları olan bir yavrucağın bunalmışlığıyla kıyaslayın sıkılmışlığınızı.. “Yaşam mücadelesi vermekten yaşamayı unutan” minicik bir bedeni tasavvur edin.. Elmasını bile pişirmeden yemesine izin vermeyecek derecede izole edilişini anlamaya çalışın bi çocuğun.. Maske, eldivenler, steril kıyafetler arasından annesine bile korkuyla sarılan bir çocuk... O yüzden, lütfen, şimdi susun. Sancısız, hastalıksız, oda oda salon salon evlerinizde ‘keyiflice’ sıkılmanın tadını çıkarın ...

"Herşeyi Tekrar Düşünün-Ve Öyle Gelin Evime"

7 Mart tarihinde gördüğüm Kâbe görüntüsüne yazdığım yazılar ve Abdullatif Halid'den aktardığım alttyazıyı çeviriyorum. "Bu fotoğraf bugün uzun uzun düşünmeme sebep oldu. Tek bir gecede Allah nasıl da dünyadaki herşeyi değiştirdi. Tüm dünya bir virüs üzerine çıldırmış durumda. Ekonomiler çöküyor, havayolları batıyor, neredeyse herkes maske takıyor ve ülkeler okullarını kapatıyor, etkinliklerini ve toplumsal bir araya gelişleri durduruyor. Bir gecede salgın. Tesbih O Allah'adır ki, "görmek" için başka hangi işartlere ihtiyacımız var?Bakın, virüsün daha fazla yayılmasını önlemek amacıyla tüm umre organizasyonlarını iptal eden yönetimin dezenfekte edişiyle bomboş kalan zemin kat. Dünyanın şu anki hâline baktığım zaman... Böyle bir duruma gelecek olmamızdan bir süphe duymuyordum. Onlarca yıl, tüm dünya, Müslüman ümmet de dâhil olmak üzere, ezilenleri ve zayıfları yarı yolda bıraktı. Masum insanların kanı ümmet boyunca her yere döküldü ve kimse kılını kıpırdatmadı...

Her Güne Bir Işık, Her Güne Bir Ayet - Senai Demirci

Kitabın isminde küçük bir değişiklik yaptıysam da, aslında hiçbir fark yok Her Güne Bir Ayet ile Her Güne Bir Işık demek arasında. Yorgun bir iş çıkışı raflarda denk geldiğim, tesadüfî açtığım birkaç sayfa ile, yollarda, sabahları personel servisinde, akşam işten dönerken, geceleri ışığı söndürmeye daha vakit varken okuyabileceğim tüm anların gözlerimin önüne gelmesiyle alıverdiğim bir kitaptan bahsedeceğim. Bir kitap ile kurulabilecek en içten ve önüne geçilemez, gerçek bağ sanıyorum bu olabilir. Aslen  İmân hariç herşeyi hayata şifâ diye sunan kitaplardan değil. Asıl Kitab ın kıyısından köşesinden geçen, onu okumak yerine kolay çözümler sunan diğer kitaplardan da. Hayatı nasıl daha başarılı, daha fit, daha CEO gibi yaşamak adına ipuçları verirken, maneviyatın, başkalarını düşünmenin, paylaşmanın kıyısından geçmeyenlerden de. Kitapların Kitabının okunması nasıl her gün su içmek kadar yeri doldurulamaz bir öneme sahip olabilir, meselâ  şurada anlatmaya çalıştığım g...

Başkalarının Hatalarına Bakmak: Bir Tefekkür ve Bir Yöntem

İhtiyaç sahibi olmak, evsizlikten kimsesizliğe, hastalıklardan kendi eşinin çocuğun hastalıklarına, engelliliğe, göz ardı edilmişliğe kadar uzanan geniş bir kavram. Bu durum, en baştan oluşmuş koşulları da içerebilir, sonradan oluşan koşulları da. İhtiyaç sahiplerine yönelik akış açısı, iyi niyetin geçmiş bir tecrübede suistimal edilmesi sonucu bir önyargıyı içerebiliyor sıklıkla. Ancak ihtiyaç sahibinin hikâyesinin gerçekliği, destek olmak için ilk yeterli sebep olmalı. İkinci yeter sebep, çabalıyor olması veya çabalamasına durumu izin vermiyorsa bunun doğrulanması. Ancak, o kişinin "geçmiş hataları" hiçbir zaman bu sebepler listesinde yer alacak bir şey değil. Çünkü 2. sebep ile, zaten bu maddenin üzerini çizmiş durumdasınız. İki yılı aşkın süredir kendi dost çevremizde bir araya gelerek yaptığımız ihtiyaçlı ailelere, çocuklara yardımlar ile ilgili arasıra karşılaştığım bir soru/konu üzerinde biraz düşünelim istiyorum.  Onlar da öyle hata yapmasaymış,  şeklinde ka...