Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Dostoyevski etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Anna Grigoryevna Dostoyevski'nin Hatıraları

Tamamen bir tesadüf sonucu varlığını fark ederek, bir anda almaya karar verdiğim ve bundan hiç pişmanlık duymadığım nadir kitaplardan biri oldu "Anna Grigoryevna Dostoyevski'nin Hatıraları". Kasanın alt rafında küçücük, mütevazı, ancak çarpıcı birer portresiyle karşıladı beni müthiş çift: büyük yazar Fyodor Mihayloviç Dostoyevski ve karısı Anna Grigoryevna Snitkina. Kitap hakkında yazmaya karar vererek okurken, yazacaklarımın, aslında Anna'nın sözlerinden ibaret olacağını görmüş oldum, çünkü kocasının aksine hiçbir edebi yeteneği olmadığını en başta itiraf eden Anna Grigoryevna, Dostoyevski'nin bizim bildiğimiz, bize ulaştığı anlamda Dostoyevski olmasını sağlayan tek kadındır aslında. Bu kitabın varlığından haberdar olduktan ve okuduktan sonra, edebiyat dünyasındaki bazı eserleri okumadan önce Dostoyevski'yi okumak nasıl gerekliyse, bu yazarı okuduktan sonra eşinin hatıratını okumanın da aynı şekilde şart olduğunu savunabilirim. Çünkü o büyük eserlerin ya...

Delikanlı

Büyük eserlerinin arasında hiç anılmayan, gizli kalmış bir yapıttır Dostoyevski'nin Delikanlı 'sı. İlk sayfalarda bir Suç ve Ceza 'nın ön çalışması, bir taslağı izlenimi verebilir size. Ancak daha sonra roman, bu izlenimden kurtularak kendi başına büyümeye, bir özgün sanat eseri olmaya doğru ilerler. Bir kitapla ilgili fikirleriniz, ondan önce okuduğunuz pekçok kitapla birliktedir, bu nedenle bir kitap üzerine hiç kimse tek bir görüşte birleşemez. Açıkçası bu kitaptan önce Suç ve Ceza 'yı okumuş olmak, onun etkilerinden kurtulmam için düşünmeye yöneltti beni ve daha güzel bir tat almamı sağladı. Delikanlı, Arkadiy Makaroviç (Andreyeviç) Dolgorukiy'nin ta kendisi; Dostoyevski'nin kendi yüreğinden en çok iz taşıyan karakteridir bana göre. Baba figürünün özlemi ve nefreti arasında geçmiş kayıp bir çocukluk ve babayla (Andrey Petroviç Versilov) buluşma, onu çözmek için geçilen çetrefilli yollarda annesi, kızkardeşi, yasal kardeşler ve babasının ilişkide olduğu i...

Ölmeden Okunacak 10 Roman

İlk kez bir 'ölmeden okunası eserler' listesi yayınlıyorum. Bu liste bir başkasının kendine dayanarak yazdığı bir liste. Sanırım klasikler her zaman büyük yer tutuyor bu tür listelerde. Nasıl eski şarkılar her daim gönlümüzde yer tutuyorsa, bu romanlar da öyleler. Ben bu listede 5 romanı okumuştum. Sizlerden gelecek önerileri okumaktan da keyif duyarım.. İyi okumalar!  Anna Karenina - Leo Tolstoy Karamazov Kardeşler - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski Gazap Üzümleri - John Steinbeck Görünmez Adam - Ralph Ellison İhtiyar Balıkçı - Ernest Hemingway İnce Memed - Yaşar Kemal Yüzyıllık Yalnızlık - Gabriel Garcia Marquez Kara Kitap - Orhan Pamuk Gülün Adı - Umberto Eco İsa'ya Göre İncil - Jose Saramago Benim listemde bulunacak olan kitap adayları şunlar; 10 sayısıyla sınırlamak biraz güç olacaksa da: Kayıp Zamanın İzinde - Swann'ların Tarafı - Marcel Proust Cevdet Bey ve Oğulları - Orhan Pamuk Koku - Patrick Süskind Karamazov Kardeşler - Fyodor Mihayl...

Suç ve Ceza

İnsan zihni ve algısına göre kitapların ve cümlelerin uzunluğu, söylemek istedikleriyle boy ölçüşemez. 687 sayfalık Suç ve Ceza 'nın tamamıyla ve tek söylemek istediği şey şu kelimeye karşılık gelir: tekamül . Yani ruhsal olgunlaşma, gelişim. Bu romanı ilk elime alışım, Penguin Classics basımı o ağır İngilizcesiyle birçok kelimeyi anlamayarak pekçok şeyi kaçırdığım hissine kapıldığım ortaokul yıllarıma rastlar. Belki de her kitabın, onun algılanabileceği bir çağda okunması gerekiyordur. Bu romanı okumadan önce, yalnızca bir yere kadar, siyah beyaz ve Rusça çekilmiş bir filmini izledim; bitirdikten sonra anlıyorum ki tüm o sayfalar dolusu içsel anlatımlarına rağmen, bu kitabın tam da filminin çekilmesi gerekir. Bu romanın her okuyan için birden fazla adı olacaktır: Sefiller, Ezilenler, Diriliş , Budala , Cinler , Yerlatından Notlar, Ölüler Evinden Anılar, İnsancıklar ... gibi. Kitapta bu isimdeki pekçok romana göz kırpışlar görebiliyorsunuz ve bunlar bir alıntı veya sonlanm...

İnsancıklar

İki adet alıntı sunuyorum sizlere. Birincisi, Ah şu masalcılar! Yazacak yararlı, hoş, kişiye haz veren bir şey bulamazlar da, ne kadar pislik varsa dökerler ortaya! Yetkim olsa yazmayı yasak ederdim onlara! Ne biçim şeylerdir yazdıkları? Okurken ister istemez düşünüyor insan... Kafasını kaşıyor. İnan olsun yasak ederdim onlara yazmayı! Basbayağı yasaklardım. (Kn. V. F. Odeyevski) Bu da diğeri; Ah şu hikayeciler yok mu!... Faydalı, hoş, ruh okşayan yazılar yazmazlar da, şunu bunu karıştırıp, ortaya dökerler. Elimden gelse, topunun yazı yazmasına engel olurdum. Nedir bu, okursun, okursun... alır seni bir düşünce... Aklına saçmasapan şeyler gelir. Vallahi, yazdırtmazdım bunları, hepsini yasak ederdim. (Prens V. F. Odoyevski) Dostoyevski'nin İnsancıklar romanı bu metinle açılıyor. Ancak iki farklı çevirmenle, metnin hangi noktalara gideceğini göstermek istiyorum. Bu incecik kitabın bana edebi çeviri' nin neredeyse çevirmenin edebiyatı olduğunu farketmemde faydası oldu. Ru...

Budala!

budala     Ar. budal¥ sf. 1. Zekâca geri olan (kimse), alık: “Biz ondan yaşlı üç akıllı bu budalaya inandık.” - H. R. Gürpınar. 2. Ahmak, bön: “Kendisi için bu budalaların arasında bir dakika geçirmek artık bir asır kaybetmeye müsaviydi.” - Ö. Seyfettin. 3. mec. Bir şeye aşırı düşkün: Kibarlık budalası. Bu kitabı daha bitirmeden, 1-2 kez yazmaya yeltendim. Okumaya başlarken, Sunuş Karşıtı Bir Yazı da yazmıştım. Daha bitirmeden yazma isteğini bana, romandaki en önemli kadın karakter olan Nastasya Filippovna Baraşkova verdi. "Dostoyevski'nin en unutulmaz kadın kahramanı Nastasya Filippovna 'yı yarattığı bu eşsiz roman..." diye yazıyor arka kapağında. Sanıyorsunuz ki tüm roman boyunca her satırda bu kadın var. Yanıldınız. Neredeyse pekçok satırda yok; ama aslında tüm satırlardaki şahsiyetlerin kimliklerine sızmıştır Nastasya Filippovna. Onun algılarını, kararlarını, kitaptaki pekçok kişiyle birlikte siz de çözmeye çalışacaksınız. Bu kitaptaki aşk, o...

Budala - Sunuş Karşıtı Bir Yazı

Yeniden Dostoyevski . Bir anda soğuyan bahar gününün erken karanlığında. Her yerde aynı şekilde karşımıza çıkan ve büyük romanları tekrar edilse de bir sürpriz gibi kalabalık raflar arasından çıkıveren Budala ile. 'Niyetim bütünüyle güzel bir insanı anlatmaktır.' sözünü okuduğunuzda başta şaşırıyorsunuz. Özellikle Karamazov Kardeşler ve Cinler 'i daha önce okumuşsanız. Bu romanlar sadece kötülükten bahseden kitaplar olmadığı halde sizde bıraktığı izlenimler öylesine güçlüdür ki, o yaşantılar, pek betimlenmediği için sizin yarattığınız odalar, eski ahşap, öfkeyle parlayan sözler, yılgınlıkla tutunamayan ömürler etrafınızı sarar ve 'bütünüyle güzel' kelimelerinin aydınlığını seçemezsiniz. Bu iki kelimenin yarattığı önyargı inanılmazdır. Belki de bu yüzden kitap arkasındaki metinleri, Önsöz leri, Sunuş ları hiç okumamak gerekir. Kitap kapağındaki resim bile bir yönlendiricidir. Yayıncının kapak resmi seçimindeki kriterler, yazarın sunmak istediği veya çoktan ...

CİNLER

Kim demiş, ikinci başlangıçlardan hayır gelmez diye. Ağzımda hazır gıda tadı bırakan birkaç romandan sonra bambaşka çeşnilerin farkına varmış gurmelerin aşermesi gibi Dostoyevski'yi yeniden elime aldım. İlk başta, Rusçanın tüm o kendine özgü karmaşasıyla karşılaşıp yolumu kaybedince yarım bırakmıştım bu romanı. İsimleri not kağıdına yazarak yeniden elime aldığımda, köprünün altından akmış onca kitaba karşın, her sayfayı anımsadığımı gördüm. Bunun sebebi, Dostoyevski'nin cümlelerinin bir şiir gibi zihninize kazınmasıdır. Pek çok kitap okuyabilir, birbirine eş bir sürü cümleye denk gelebilir ve artık şaşırmayabilirsiniz, ama Fyodor Mihailoviç'in cümleleri için böyle bir durum sözkonusu değildir, rastlarsanız bu apaçık intihaldir. Çünkü onun cümleleri salt cümle değil, o sayfanın resmettiği bir yaşamdan yükselen sesler gibidir, ağızdan çıkar görünürler; oysa kitabın koca bir resme dönüştüğü anlardan birindesinizdir yalnızca. Bunu her detayı sayfalarca betimleyerek de yapma...

"Sen Bir Karamazov'sun"

Dostoyevski'yi okumak için bile, Dostoyevski haricinde kitaplar gerekir. Bu kitaplar bir meal, çeviri ya da anlatı da olamazlar, romanın aslını herkes kendi benliğiyle okur ve kendi benliğinin yön verdiği şekliyle anlar. TV dizilerine dökülmüş onca entrika, kurulmadık ilişki kalmamışken, Karamazov Kardeşler romanı temelde bir kadını paylaşamama durumu gibi görülebilir, ya da hep vurgulandığı gibi, oğulların babalarını içten içe öldürme isteğinin bir özeti; ama romanı roman yapan asıl alt metinleridir ve bu basit öldürme dürtüsünden daha zengindir - kardeşlerin kişilikleri ve temsil ettikleri; savaşımları, inançları ve inançsızlıkları. Bir baba figürü, edebiyatta yer tutan tüm baba figürlerinin de babası belki de. Çevresindeki birkaç basit insanın yaşamları ve onlardan öğrendikleriniz. Ve kendine has Rus kültürü. Yemesi içmesi, günlük yaşamları, evlilikler, hastalıklar, kavga-dövüşler, yoksulluklar, ölümlere dek. Bunu görsele dökmek son derece zor olabil...