Ana içeriğe atla

Elif'ten Vav'a Velayet Yolu - Işık Elçi Çetin

Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu bir kitap yazısıdır, tıpkı önceki yazılarım gibi. Ve bir kitap yazısının bir kitap hakkında yazı olmak dışında bir gâyesi de yoktur, içeriği ister tarihî, fantastik, edebî, bilimsel, sanatsal veya İslâmî olsun.

Tesadüfen denk geldiğim ve okuduğum yerleri tekrar okuya okuya 1 ayda bitirebildiğim ancak yine de rafa kaldırmadığım, incecik bir kitap. İsminin de biraz yarattığı bir önerme ile, tasavvuf ile İslam'ı çok doğru ölçülerle bir araya getirmiş, asla haddini aşmıyor. Bir kişisel gelişim kitabı kesinlikle değil. Bir kibir içermiyor, size herşeyden emin olarak reçeteler vermiyor. Kendi öyküsünü yüceltmiyor. Size bir hedef (kendisini örnek) göstererek haddini aşmıyor, o hedefler zaten mevcut, Kur'an; ve ona eşlik eden Tasavvuf.

Haddi aşmamak, hayatımızın her alanı için o kadar nadir bir şey ki günümüzde. Tasavvufu Yeni bir Din gibi sunmanın özellikle edebiyatta çok moda olduğu, iç huzurunu bulamayanların kişisel gelişim kitaplarından sonra başvurduğu ve tasavvufu yanlış yerlere çekmekten hiç imtina etmeyen bazı yazarların da bu zayıflıktan müthiş yararlandığı bir gerçek.

Bu kitapla ilgili okuduğum paragraflardan kime bahsetsem, onlarda da ististasız, aynı merak uyandı: evet, gerçekten böyle! Biz, neden böyle yapıyoruz?

Yazar da aynı sorularla başlıyor kitaba. Ve işe kendimizden başlamamızı söylerken, kendisi bir şey uydurmuyor: kâh ayetlerden referans veriyor, kâh tasavvufta nefs ile ilgili bilgileri aktarıyor. Özellikle insan nefsinin mertebeleri ve dönüşen nefsiyle insanın hayatta neler yapabildiğine dair metinler müthiş güzel. "Neredeyiz, neler yapabiliriz?"

Buna ister Hak Yolu denilsin, ister Elif Yolu, ister sırat-ül müstakim. Siz, acaba bir kişiyi, bir unvanı, bir nesneyi, ya da işiniz, kazancınız, bir kurum, bir makamı, hayatınızın amacı yapıyor olabilir misiniz? Bu varlıklara/konulara olduklarından daha fazla değer yüklüyor, herşeyden, tüm yoksunluklar, acılar, çaresizliklere rağmen üstün görüyor olabilir misiniz? Bu konuda Amerikalı bir öğretmen olan Nouman Ali Khan'ı da anmak gerek. Ali Khan, bir dersinde şöyle bir düşünce egzersizinden bahseder: "Sevdiğiniz bir şey hayatınızdan bir anda yok olursa ne yapacağınızı düşünün: siz de tamamen altüst olup yok oluyorsanız, o şeyle olan ilişkinizde bir terslik var demektir. Ve bu şey, sizin anne babanız, veya evladınız bile olabilir."

Ve bununla ilgili Kur'an'da geçen ayetler, bu soruların geldiği kaynaklar olarak asla atlanmamış.

Ettiğiniz dualar, sürekli kendiniz için bir şeyler istemekten öteye geçmeyen pasif yakarılar olabilir mi? Bir şeyleri yapmak için bazı şartların gerçekleşmesini öne sürerek dua ediyor olabilir misiniz? Çevrenizdeki insanlar, yetersizlikler için hiç dua ediyor musunuz? Veya kendinden başkalarını düşünmekle kalmayıp harekete geçen bir insan olarak, bir İyilik Devrimi mi başlatıyorsunuz hayatınızda?

Kitap çok sevdiğim bir sözü de bana kazandırmış olarak sona eriyor: "Oldum diyen, solmuştur."

Kitabı bitirdiğim sırada 2. baskısını yapmıştı. İlk baskıda oldukça fazla yazım/edisyon hataları vardı, düzeltilmiş olduklarını düşünüyorum.

Elif'ten Vav'a Velayet Yolu
Işık Elçi 
Topkapı Basım Ltd. Şti.
155 sayfa

İşbu Web sitesi ve tüm sayfaları Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na tabidir ve içeriğine ilişkin her türlü yazı içeren bilgi-belge ve her türlü fikri ve sınai haklar ile tüm telif hakları ve diğer fikri ve sınai mülkiyet hakları blog yazarına aittir. İşbu web sitesinin içeriği, sitede kullanılan her türlü yazılı malzeme Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır.

Sitede yer alan bilgilerin çoğaltılması, başka bir lisana çevrilmesi, saklanması veya işleme tutulması da dahil, blog yazarının önceden yazılı iznine tabidir. Bu sebeple bu sitede yer alan metinler kısmen veya tamamen sahibinin yazılı izni olmadan hiçbir şekilde, çoğaltılamaz, yayınlanamaz, kopyalanamaz, sunulamaz ve aktarılamaz. Sitenin bütünü veya bir kısmı diğer bir Web sitesinde izinsiz olarak kullanılamaz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kitap Bağışı

BU YAZIDAKİ KİTAPLARIMIZIN HEPSİNİN BAĞIŞI SONLANMIŞTIR. DİĞER BAĞIŞLAR İÇİN "BAĞIŞ" ETİKETİ ALTINDAKİ YENİ YAZILARA BAKINIZ. Her taşınmamda, kitaplığımı şöyle sıkı bir elemeden geçirir, 'başkaları da okusun' niyeti ağır basarak, en kıyamadıklarım hariç, pekçok kitabımı ayırırım. Bu şekilde 3 kere topluca kitap bağışladım. Bu yıl blogun da varlığıyla, daha uzaktaki insanlara erişmek istiyorum. Kitapların listesini aşağıya ekliyorum. 15 roman, 10 bilimsel kitap, 15 inceleme. İstediğiniz kitap hangisiyse, bu postun altına o kitabın liste numarasını yazmanız yeterli . Ancak önce 'Bu siteye katılın' düğmesini tıklamanız gerekiyor, çünkü e-mail adresinizi yazmanız istenecek. Üye olunmadan yapılan istekler 'anonim' gözükeceklerinden, dikkate alınmayacak.  Bir kişiye en fazla 5 kitap gönderebileceğim. Kargoyu karşı ödemeli yollamaktayım ve beni anlayışla karşılayacağınızı umuyorum, şubeye bir sürü kitap taşıyacağım çünkü. Haydi başlayalı...

Kendi Yaşamının Öğrencisi Olmak

Doğan Cüceloğlu'nun Twitter'da sorduğu güzel bir soru ve mesajı alıntılayarak başlıyorum. Bu soruyu bugün görsem de, 2 aydır benimle yaşıt bazı arkadaşlarımla bu konularda konuşmalarımız olmuştu. Yazdığım cevap: Bu durum 80 kuşağı çocukları için gerçekleşmedi. Anne babalarının estetik, tarz, yaşam biçimi, düşünceleri, felsefeleri ve inanç modellerini yansıtmak zorundaydılar. Oysa "emek zayiatı" sayılmadan 'kendileri' olarak da hayırlı evlat olmak mümkündü. Twitter'a sığmayacak olan cevabımın/kendi kendime düşünüşlerimin devamı şu şekilde. İçinde yetiştiğimiz aile, akrabalar, muhit ve komşular, okuduğumuz okullardaki sınıf arkadaşlarımız ve onların bildiğimiz kadarıyla yaşam biçimleri, bize nasıl olmamız gerektiğine dair, kitaplardan ve müfredatlardan bile önce keskin bir çerçeve getirir. Çocuklukta bu çerçeveyi benimser ve uyum sağladığınız sürece kabul görürsünüz. Farklı bir yöntem, düşünce, farklı insanlar ve yaşam durumları hakkında fazla s...

İnsancıklar

İki adet alıntı sunuyorum sizlere. Birincisi, Ah şu masalcılar! Yazacak yararlı, hoş, kişiye haz veren bir şey bulamazlar da, ne kadar pislik varsa dökerler ortaya! Yetkim olsa yazmayı yasak ederdim onlara! Ne biçim şeylerdir yazdıkları? Okurken ister istemez düşünüyor insan... Kafasını kaşıyor. İnan olsun yasak ederdim onlara yazmayı! Basbayağı yasaklardım. (Kn. V. F. Odeyevski) Bu da diğeri; Ah şu hikayeciler yok mu!... Faydalı, hoş, ruh okşayan yazılar yazmazlar da, şunu bunu karıştırıp, ortaya dökerler. Elimden gelse, topunun yazı yazmasına engel olurdum. Nedir bu, okursun, okursun... alır seni bir düşünce... Aklına saçmasapan şeyler gelir. Vallahi, yazdırtmazdım bunları, hepsini yasak ederdim. (Prens V. F. Odoyevski) Dostoyevski'nin İnsancıklar romanı bu metinle açılıyor. Ancak iki farklı çevirmenle, metnin hangi noktalara gideceğini göstermek istiyorum. Bu incecik kitabın bana edebi çeviri' nin neredeyse çevirmenin edebiyatı olduğunu farketmemde faydası oldu. Ru...