Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Suç ve Ceza

İnsan zihni ve algısına göre kitapların ve cümlelerin uzunluğu, söylemek istedikleriyle boy ölçüşemez. 687 sayfalık Suç ve Ceza 'nın tamamıyla ve tek söylemek istediği şey şu kelimeye karşılık gelir: tekamül . Yani ruhsal olgunlaşma, gelişim. Bu romanı ilk elime alışım, Penguin Classics basımı o ağır İngilizcesiyle birçok kelimeyi anlamayarak pekçok şeyi kaçırdığım hissine kapıldığım ortaokul yıllarıma rastlar. Belki de her kitabın, onun algılanabileceği bir çağda okunması gerekiyordur. Bu romanı okumadan önce, yalnızca bir yere kadar, siyah beyaz ve Rusça çekilmiş bir filmini izledim; bitirdikten sonra anlıyorum ki tüm o sayfalar dolusu içsel anlatımlarına rağmen, bu kitabın tam da filminin çekilmesi gerekir. Bu romanın her okuyan için birden fazla adı olacaktır: Sefiller, Ezilenler, Diriliş , Budala , Cinler , Yerlatından Notlar, Ölüler Evinden Anılar, İnsancıklar ... gibi. Kitapta bu isimdeki pekçok romana göz kırpışlar görebiliyorsunuz ve bunlar bir alıntı veya sonlanm...

Kara Kitap

Bir yazarın kitaplarını yazdığı ve yayımladığı sırada okumak onun hakkında kitaplarından daha çok fikir verir. Yazmış ama yayımlamamıştır, yazmıştır ama yayıncı bulamamıştır, onun zor zamanları, çabaları daha kıymetlidir bana göre. Çoğumuz ünlü olduğu yapıtlardan başlamaya meyilliyizdir, oysa ilklerin düşünce kaynakları daha fazladır. İlk kitap bir ortaya çıkış cesareti, hatta cüreti, bir sivrilme arayışı, farklılığı kanıt çabası, ve devamının geleceğine dair vaatler sunar bizlere. İkincisi ise, ilk kitaptan daha zor bir işe kalkışıldığını gösterir: tutunmak için parmaklarını daha bir kuvvetle geçirmek o dünyaya. İlkin bir devamı, bir kopyası olmamak, ama sevdiği ya da inandığı asıl çizgiyi kırarak okuyucuları küstürmemek gerekir. Ve söyleyeceklerinin tükenmemiş olması. İlk kitabının ardından bir daha sesi çıkmayan, aktrisliğe, yaşam koçluğuna soyunan kişiler çoktur. Cevdet Bey ve Oğulları , tadı damağımda kalmış müthiş zenginlikte bir kitaptı. Müthiş bir aile, zaman, mekân anlatısıy...

New York, New York

Blogumdaki kategorisi şehirler köyler kasabalar ama, kendisi ne şehir ne köy ne kasaba. New York bence dünyanın merkezi. Tam bir yıl önce bu sıralar, kaynayan NY caddelerinde yürüyor, buz gibi metrolarında donuyordum. Rockefeller Center New York'ta bir hafta kaldım. Durup da fotoğraf çekmek, netlik ayarı yapmak için asla vakit yok; NY da, tıpkı kendisi gibi hızla, on parmakta on marifet çekilmeli, tüm karelere baktığım anda bende çağrıştırdığı şeyler hep hareket : ister yeryüzü boyunca olsun, ister göğe doğru. Kaldığımız otel Times Square meydanına bakan Crowne Plaza NY ve biz 31. kattaydık, vardığımız sırada geceydi. Sonunda tüm o âşığı olduğum cnbc-e dizilerinin ezberlediğim NY geceleri sahnelerini apaçık karşımda görüyordum; gökdelenler, araba kornaları, polis arabası sirenleri, yıldızları silen ışıklar ve gökleri yiyen gökdelenler. Fifth Avenue St Patrick's Cathedral   Şehir planı inanılmaz derecede düzenli ve bize sadece On Adımda New York kitabı ...

İnsancıklar

İki adet alıntı sunuyorum sizlere. Birincisi, Ah şu masalcılar! Yazacak yararlı, hoş, kişiye haz veren bir şey bulamazlar da, ne kadar pislik varsa dökerler ortaya! Yetkim olsa yazmayı yasak ederdim onlara! Ne biçim şeylerdir yazdıkları? Okurken ister istemez düşünüyor insan... Kafasını kaşıyor. İnan olsun yasak ederdim onlara yazmayı! Basbayağı yasaklardım. (Kn. V. F. Odeyevski) Bu da diğeri; Ah şu hikayeciler yok mu!... Faydalı, hoş, ruh okşayan yazılar yazmazlar da, şunu bunu karıştırıp, ortaya dökerler. Elimden gelse, topunun yazı yazmasına engel olurdum. Nedir bu, okursun, okursun... alır seni bir düşünce... Aklına saçmasapan şeyler gelir. Vallahi, yazdırtmazdım bunları, hepsini yasak ederdim. (Prens V. F. Odoyevski) Dostoyevski'nin İnsancıklar romanı bu metinle açılıyor. Ancak iki farklı çevirmenle, metnin hangi noktalara gideceğini göstermek istiyorum. Bu incecik kitabın bana edebi çeviri' nin neredeyse çevirmenin edebiyatı olduğunu farketmemde faydası oldu. Ru...

İyi Tarım (Cidden Bize) İyi Gelecek

İyi Tarım İyi Gelecek etiketli reyonlardan aldığım sebzelerin hormonlu çıkmasıyla bu rüya da dağılmıştır. Çok açık bir gerçek var: Bu halk, bu toplum, iyi gıdaya hasret.  Ortalık hormon dengesi kalmamış insanlarla dolu. Ufacık yaşında kadın gibi gelişen kız çocukları, kadınlaşan erkekler, erkekleşen kadınlar. Patlayan kanser vakaları. Eskiden zararlı bilinen tek şey zirai ilaçlardı. Yıkar yıkar afiyetle yerdin. Sonra hormonu keşfettiler. Domatesi bir kestik yemyeşil çekirdekler, içi boş safi boyalı bir kabuk. Sonra başka genlerle karıştırma geldi. Şu teknolojiyi her gıdayı rezil etmeye değil de, rezil edilen gıdaları özüne döndürmeye kullanmak bile artık daha pahalı. Yürek istiyor! Bir yerden doğal tereyağ gönderilmesi sözkonusu oldu, çevremdekiler sanki bana para çıkmış gibi iç geçirdiler. Neden? Çünkü tereyağlara süttozu ve margarin basıyorlar. Oysa insanlar çocukluklarında, annelerinin yayla çorbası pişirirken kızdırdıkları tereyağının kokusunu arıyor. Zeytinyağı fabri...

Budala!

budala     Ar. budal¥ sf. 1. Zekâca geri olan (kimse), alık: “Biz ondan yaşlı üç akıllı bu budalaya inandık.” - H. R. Gürpınar. 2. Ahmak, bön: “Kendisi için bu budalaların arasında bir dakika geçirmek artık bir asır kaybetmeye müsaviydi.” - Ö. Seyfettin. 3. mec. Bir şeye aşırı düşkün: Kibarlık budalası. Bu kitabı daha bitirmeden, 1-2 kez yazmaya yeltendim. Okumaya başlarken, Sunuş Karşıtı Bir Yazı da yazmıştım. Daha bitirmeden yazma isteğini bana, romandaki en önemli kadın karakter olan Nastasya Filippovna Baraşkova verdi. "Dostoyevski'nin en unutulmaz kadın kahramanı Nastasya Filippovna 'yı yarattığı bu eşsiz roman..." diye yazıyor arka kapağında. Sanıyorsunuz ki tüm roman boyunca her satırda bu kadın var. Yanıldınız. Neredeyse pekçok satırda yok; ama aslında tüm satırlardaki şahsiyetlerin kimliklerine sızmıştır Nastasya Filippovna. Onun algılarını, kararlarını, kitaptaki pekçok kişiyle birlikte siz de çözmeye çalışacaksınız. Bu kitaptaki aşk, o...

Pedallarla İkinci Hafta

İlk günler kaslarımızın bağırtısıyla geçti: belki de niye yıllardır onları kullanmadığımız için sızlanıyorlardı. Birkaç alüminyum çubuk ve 2 pedal-1 zincir bize, biz onlara alışmaya çalışıyorduk. Aoba-dôri bulvarı, Sendai, Japonya 2008. Şu kesin: Ankara'nın sadece yolları değil kaldırımları da arabaların hakimiyeti altında, kaldırımlar araziden beter. Çukurlar çökmeler kırık taşlar... Yayalar aslında trekking yapıyor bu kentte. Bisikletliler ise cambazlık. Ne yol var ne kaldırım sürülebilecek. Sırf gönlümce sürebilmek için Japonya'ya tekrar gidebilmek isterdim. Tsunaminin vurduğu Sendai kentine.. Sun Mall Ichibancho, Sendai, Japonya, 2008. Orada sadece yollarda değil, kaldırımlarda da bisikletliler için şerit ayrılmıştır, yola iniş için özel kısımlar vardır. Toplu bisiklet park yerleri vardır. Onlarca bisiklet dipdibe, kilitsiz durur. Bisikletliler için özel trafik levhaları vardır. Arabalar yaya geçidi ortasında değil, gerisinin de gerisindeki çiz...