Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Tahsin Yücel - Peygamberin Son Beş Günü

İsmi son derece yanıltıcı olabilir, nitekim kitabın arka kapak yazısı bu konuya açıklık getiriyor: Devrimci bir ozan olan Rahmi Sönmez'in, takma adıyla Peygamberin öyküsü bu kitap. Yazılmış onca siyasi tarih kitabından veya siyasi empoze amacı güdenlerden bile daha iyi ışık tutuyor Türkiye'nin bir dönemine. Kitap aslında bu ozanın son derece yaşlandığı bir döneme odaklanıyor, ama onun geçmişi, Türkiye'deki sol gençliğin geçmişi, insanî bir tarihi olup çıkıyor. Fikirlerini kaybetmemekte direndikçe kendi dünyasının içinde sıkışıp kalan Rahmi Sönmez, arkadaşlarının mahpuslarda olanlarını gözden, hapse düşmeyenleri gönülden yitirirken, çocuğunun hatta torununun değişen zamanla birlikte akla hayale gelmez dönüşümlerine tanık olur. Tahsin Yücel'in Yalan romanını okuduktan sonra ondan yıllar önce yazılmış bu kitabını okumak, ikisi arasındaki benzerlikleri ve gelişmeleri görmeme olanak verdi. Tahsin Yücel, yaşlı insanların öykülerini çok çarpıcı bir şekilde anlatabilmiş bir ...

Tahsin Yücel - Yalan

Yalan, tamamen hacmine kanarak aldığım ve bundan hiç pişman olmadığım müthiş bir roman, Tahsin Yücel'in bana göre başyapıtı. Bundan önce yazarı hiç okumamıştım, oysa kesinlikle atlanmaması gereken bir kitap, özellikle bir anının biçimlendirdiği koskoca bir hayatın son demlerinde yaşanabilecek şeylerin son derece şaşırtıcı olmasıyla insanı büyülüyor. Çocukluk arkadaşı Yunus'un bir aşk yüzünden kendini öldürmesiyle, onu bir kardeş gibi sevmiş, benimsemiş olan sıra arkadaşı Yusuf insanlara kapalı, ansiklopediler içinde yalnız bir hayat geçirir, ancak ne var ki çocukken birlikte kurdukları dil kuramı önce tesadüflerle, sonra medya aracılığıyla ülke çapında yayılır. Yusuf Aksu'nun çevresindeki insanların kişilik ve arayışları o kadar güzel betimleniyor ki, bu insanları kendi komşunuzmuş veya iş arkadaşınızmış gibi benimsiyorsunuz. Bu kişiler aslında ülkemizin o yıllarının her kesimine ait özetler gibiler. Yusuf Aksu'nun evinde dostlarının toplanarak ondan hayat, bilim ...

Gölgesinde - Irmak Zileli

Eşik 'ten sonra özellikle merak ederek okuma sırasında önlere aldım bu kitabı, çünkü otobiyografik parçalar içeren ödüllü kitabından sonra Irmak Zileli ne yazmak isteyecek, yazdığını nasıl geliştirecek, bizi nasıl şaşırtacak, merak ediyordum. Aslında beklediğim gibi, beni şaşırttı - şaşırmak nasıl beklenebilir ki? - ve gerilimli bir atmosferde, gerçeklik ve kurgu arasında okuyucuyu taşıyıp duran bir romanla karşılaştım. Ortadan kaybolan karısı Leylâ'yla ilgili detayları evde polise anlatırken geçmişi, inançları, kendine güveni parçalanmaya başlayan Fikret ile olaylar daha farklı bir anlam kazanıyor. Öte yandan Leylâ'nın evi terkedişinden itibaren kendi zihninde yaptığı yolculuklar ve karşılaştığı hayat hikâyeleriyle kendini tekrar bulmasını izliyoruz. Bu hikâyeler özellikle sokaktan hikâyeler, günlük yaşamda görmezden gelinen, hepsi de bir şekilde ezilen veya zarar gören insanlar veya hayvanlara ait. Yazarın bizzat böyle bir yürüyüş yaprak bu satırları zihninde oluşturd...

Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay Anar

Puslu Kıtalar Atlası , methini çok duyarak aldığım bir kitap. Daha ilk sayfalardan farklı yaklaşımıyla okuyucuyu zıtlıklar ve ikilemeler bombardımanına tutuyor yazar. Genel olarak psikolojik çözümlemeler, iç ses paragrafları okuyucuya roman akışında mola verdiren, kendi iç dünyası ve duygulanımlarını tartması için soluk aldıran duraklardır. Anar bu duraklara hiç mi hiç uğramıyor, ve zamanı da hızlı bir çarka bağlayarak bir nehir gibi akıtıyor herşeyi. İşin ustalığı da burada, ortaya serdiği zıtlıklar o kadar çarpıcı ki ... Her anlatılan kişinin hayat yolu ve başına gelenler akla hayale gelmeyecek noktalara bağlanıyor. Bu anlamda şimdiye dek okuduğum en özgün üsluptaki kitaplardan biri. Ele aldığı dönemler İmparatorluğun fetihler ve toplumsal yozlaşmalarının bir arada olduğu zamanlar. Anar o dönemde kapalı kapılar ardında neler oluyor, çok kapsamlı bir çerçeve çiziyor. Batakhaneler, arka sokaklar, terk edilmiş kiliseler, merdiven altları, hatta toprağın altı... Bir başka şaşırtı...

Eşik - Irmak Zileli

Tek bir seferle sınırlı kalmayan, her defasında kalbe uzanan bir roman Eşik . Ve farklı yaşlarda tekrar okunması da tavsiye edilebilir. 18 yaşında, 28 yaşında, 38 yaşında, 48 yaşında... Bir sol örgütün liderinin kızkardeşiyle evlenen örgütün ikinci adamının kızının doğumunu bekledikleri hastaneden, büyüyen kız çocuğunun evine bordo bir bavulun geldiği güne ilerliyor... Bir çocuğun içdünyasını nasıl böyle sular seller gibi, olduğu gibi konuşturduğunu merak etmiştim yazarın - ki çocuk uzun bir süre konuşmuyor aslında. İçinizdeki çocuğu istediğiniz kadar saklayın, bir çocuğun çekingenlik ve bilmezlik ile asla dile getirmediği  soruları, isyanları, merakı, öfkeleri, korkuları böyle anlatmak mümkün değildir. Ancak anlatan, o çocuk ise mümkün olabilir bu. Kitabın en erken safhalarında siyasi gençliğin atmosferine girilmesiyle, ya çok iyi araştırmış ya çok fazla okumuş, diyorsunuz. Belki hepsi, belki hiçbiri. Bir çocuğun kalp süzgecinden geçiyor hepsi. Belki siyasi tarihten bi...

Milena'ya Mektuplar - Kafka

Edebiyat dünyasının en tanınan kadınlarından birisi, kendi kaleminden çıkanlarla değil, ona hitap ederek başlayan mektuplarıyla Kafka'nın aşkı Milena Jesenska Pollak kuşkusuz. Daha önce bir kayıp diye nitelendirilebilecek şekilde hiç Kafka okumamış birisi olarak, belki yanlış eserinden başladım: en öznel ve edebi yeteneklerini en baskılayan biçemiyle mektuplarından. Tamamen uzaktaki bir kadına odaklanmış düşüncelerle dolu sayfalar - ancak Milena evlidir ve hem Franz'ı hem kocasını sevdiğini yazmıştır. Franz bir kere görüştüğü Milena'ya diyebiliriz ki mektuplarında aşık olur, hatta aşkını mektuplar içinde büyütür. Kitap Milena'nın yanıtlarını içermiyor, Kafka'nın mektupları  ardarda olduğundan okuyucuya nefes alacak birer boşluk sağlanmış oluyor. Kitabın sonunda yer alan, Milena Pollak'ın Kafka'ya değilse de Max Brod'a yazdığı mektuplar oldukça ilgi çekici. Kafka'yı deliler gibi mektup yazdığı kadının gözünden okuyorsunuz bu kez. Milena Frank...

Unutma Beni Apartmanı - Nermin Yıldırım

Unutmak ve hatırlamak ile bir derdi olan, iyi ki de derdi olan Nermin Yıldırım, Unutma Beni Apartmanı kitabıyla bloguma hoşgeldi. Kitap, bu aralar fazlaca içine girmeye başladığım, dönem romanı veya bazı dönemlerin şahidi olan, dönemlere tutulan ışıklara dâhil olan yapıtlardan birisi. Unutma Dersleri veya Saklı Bahçeler Haritası kitaplarında bunu bu denli hissetmiş değildim. Ancak zamanlar giderek benim zamanlarıma mı yaklaşıyor, nedir, kitaplarında giderek sadece içimizden değil, dışımızdan, belleğimizden, yaşam tarihimizden de sarmalıyor bizi Nermin Yıldırım. Bir kız çocuk olmak, anne olmak, veya olmamak, olup da olmamak gibi daha değişik temalara sürükleniyoruz. Yazar bu niyetle piskolojiye de samimi girişler yapıyor, ancak kararında gezintiler bunlar. İçlerinde duydukları eksiklikleri, boşlukları, kendileri yaşayarak da dolduramayan kadınlarla tanışıyoruz, oysa daha önce, içlerindeki fazlalıkları boşaltarak kendilerine nefes alabilecekleri alanlar açmaya çalışan, yaşama...