Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nermin Yıldırım'ın Unutma Dersleri

Nermin Yıldırım, geçmişle, hâtıralarla, bellek ile derdi olan bir yazar. İyi ki de öyle, çünkü başka türlü, bizlere bu kadar yürekten dokunamazdı. Üçüncü kitabı olan Saklı Bahçeler Haritası ile tanıdığım, sonra kentime ne zaman gelse peşine takıldığım, mutlaka bir sarılmadan edemediğim Nermin Yıldırım'ın dördüncü kitabı. Nedense kendisini kitaplarını yazış sırasıyla izleyemedim, ve hâlâ da o niyette değilim. Sanırım biraz hissettiğim yönde izliyorum kitaplarını. Bir kere tehlikeli bir kitap, çünkü herkes yaralarıyla yaşar; üstelik, görünürdeki yaralardan daha derinde, unuttuğu, ya da varlığını bildiği halde hayatında sonradan açılan hiçbir yara ile ilişkilendirmediği, bu yüzden gözünde masumlaştırdığı, ya da gerçekten masum sandığı yaralarla. Dokunmadan derinleşen, karşısına çıkmadıkça çatallaşan, yüzleşmedikçe bürüyen yaralar. En güzel yanlarından biri sizi kendi yangınınızın içine çekerken, dumandan boğulmanıza engel minik nefes alanları yaratması, çünkü Feribe, kendisini...

Balzac ve Stefan Zweig

Bir Stefan Zweig hayranı olarak, yaşamına son vermesine ilişkin intizarlarım ile yazdığı biyografilerde hissedilen insan hayatına ilişkin müthiş duyarlılığının beni şaşırtması başabaş gidiyor. Marie Antoinette 'in yaşam öyküsünü okuduktan sonra Zweig'ın özellikle biyografi ile roman arasında bambaşka bir tat bırakan kitaplarına iyice merak salmış ve Balzac, Fouche, Erasmus ve Macellan biyografi kitaplarını valize sığdırıp İngiltere'ye getirmiştim. Balzac, Zweig'ın kelaminden okuduğum üçüncü hayat hikâyesidir. Ve hâlâ aynı düşüncedeyim: bu kişiler yaşamlarını Zweig'ın kelimelerinden okusalardı, her satırının altına imza atarlardı. Zweig, belki onların çözemeden hayata veda ettikleri pekçok bilinmezi, biz okurlar için açığa kavuşturmuştur. İnsanların hayatlarında başlarına gelen şeyler, öngörülemez bir hızda ve sırada geldiği için deneyimlerini, ve bu olaylarla gelişen kişiliklerini o anlarda olayların içinde kestiremezler ve bunun için zamanın akıp geçmesine ihti...

Uydurulan Din ve Kur'an'daki Din

Kur'an Araştırmaları Grubu tarafından hazırlanmış olan bu kitap, kendine ait bir websayfasında da metinleri büyük oranda okuyucuya sunuyor. Öncelikle yazar isimlerinin açıklıkla listelenmemesi dikkat çekici. Peki bu kitap ne anlatıyor ki böylesi bir gizliliğe ihtiyaç duyulmuş? Dini sadece Kur'an'a (ve Kur'an'a harfiyen uyarak yaşamış olan Efendimize) göre yaşamayı savunuyor çünkü. Bu yaşayış ve iman şeklinin bizzat Kur'an tarafından istenmesi ayetlerle aşikârken, bunun savunulmasının yazar isimlerini gizletecek denli öfke çekebilecek olması, aslında büyük bir ironidir. Kitap başından sonuna dek, İslâm dinini ve tüm içeriğini, sadece Kur'an-ı Kerim'i esas alarak gerçekleştirilmesini içeriyor. Ve bunu sadece Kur'an'dan ayetleri işaret ederek yapıyor. Toplumların Kur'an'a değil de kul işi uydurmalara sarılmasının tarihini, sosyal ve toplumsal sebeplerini, bunların sonuçlarını da kaynaklarıyla sunmakta. Bohçalara sarılı, yükseklere ası...

Kreutzer Sonat - Tolstoy

Üç günde biten, ama düşünmesi günler alan ince ve zor bir kitap Kreutzer  ( Kroyçer) Sonat . Tolstoy'un sadece edebi alanda değil manevi olarak da belirli bir yol çiziyor olduğunun cesaretli bir ispatı aynı zamanda. Bir tren yolculuğunda yolcuların evlilik ve ayrılık, aşk üzerine başlayan konuşmalarına karışan bir asilzadenin, karısını bir kıskançlık krizi sonucu öldürdüğünü söylemesiyle başlıyor. Pozdnişev'in elini kana bulamasına götüren, sıradan bir Rus erkeğinin o zamana ait ailevi ve toplumsal koşullar içerisinde kadınlara bakışını şekillendiren koşulları içtenlikle eleştirmesine şahit oluyoruz, ve maalesef, günümüzde de çoğunluğu halen yaşanmaktadır bunların. Kızların yetiştiriliş ve aşkı dünyada herşeyin üstünde görüş biçimleri, herşeyin, ama herşeyin farkında olan ama yine de kızlarını böyle yetiştirmeye devam eden anneleri, delikanlıların masumiyetlerini yitirişine yönelik toplumun görmezden geliş ikiyüzlülüğü ve bekâr bir erkeğin her türlü hovardalıklarına karşın ev...

Victor Hugo, Notre-Dame ve Mimari

Çocukluğumuzdan itibaren Victor Hugo'nun Sefiller ve Notre-Dame'ın Kamburu romanlarını çok duymuşuzdur; ya da daha da kötüsü, filmlerini, veya bale uyarlamalarını izleriz. Daha da kötüsü, çünkü her sanat dili, kendine özgü ifadesiyle yazın dilinde kendini ifade etmiş her eseri farklı şekilde var eder. Bir eserin başka bir sanat biçemindeki ifadesiyle karşı karşıya geldiğinizde, o eserle karşılaşmış veya onu okumuş sayılmazsınız. Roman ilk yayınlandığında,üç bölümünü içeren dosya kayıptı; ya yeniden yazılacak ya da onlardan vazgeçilecekti. Yazar, bu üç bölümün ikisinin, romanın ve olayların özünü etkilemeyen sanat ve tarih bölümleri olduğunu ve okuyucuların bunların kaybolmasının farkına bile varmayacaklarını düşündü ve onları gözden çıkarma yolunu seçti. Bugün söz konusu bölümler bulunmuştur. Böylece eser şimdi bütünüyle karşınıza çıkmış oluyor:yazarın hayalini kurduğu gibi... Şubat 1831'de yazarın kitaba yazdığı ilk not ve Ekim 1832'deki son düzenlemeye eklene...

Saatleri Ayarlama Enstitüsü

İsmini duymamanın imkânsız olduğu, yine de elinize alıp tamamıyla kendinizi kaptırarak okumak için biraz zaman isteyen bir kitap Saatleri Ayarlama Enstitüsü . Tanpınar'ın, bir aşkı ve şehri anlatan Huzur romanının ardından, bir zihniyete baştan başa bir eleştiri romanı olarak yepyeni ufuklar açtı zihnimde. Bir iç çekiş gibi itiraflarla başlıyor Hayri İrdal'ın günlüğü, ve yazdığı ilk sayfalarda toplumun en sıradan hal ve alışkanlıklarına yönelik ince eleştiriler, kalemi tutanın farkında olmadığı ama sizin gözlerinizin önüne apaçık serilen bir mizah yakalayıveriyor sizi. Romanın ilk özelliği, zamansız bir yapıt olması - ister Abdulhamit Dönemi'nde geçiyor olsun, ister Cumhuriyet'in belirsiz yıllarında; modernleşmenin, toplumun tüm kesimlerince istenen (!) hızda yayılamadığı ve yerleşemediği zamanlar; veya kolaycılığın müthiş bir şekilde insanımızda yer etmeye başladığı 80'ler, 90'lar, 2000'ler. Bu kitapta anlatılan pekçok şey, toplumumuzun sosyokültürel gü...

Foucault Sarkacı

İlk okuyuşumdan bu yana yıllar geçmiş, hatta kitabı her yıl yaptığım toplu bağışlardan birinde bir okula göndermişim; ancak bana arasıra böyle olur: aklıma takılır, tekrar okumak isterim, anımsadığım metinlerin yer aldığı sayfaları, hatta sayfalara düştüğünü anımsadığım gölgeleri, okuduğum mevsimde aldığım hazzı özlerim. Eco'nun en büyük oyunu bu belki de, sizi bilinmezlikler arasında, merakta bırakıyor, kimi zaman yıllar sonra çıkıp gelebiliyor bu eski merak. Kitapla ilgili anımsadığım şeylerden biri de, pekçok şeyin sizi yanılgıya düşürmesi. Ancak okuduğunuz kitabı, okumadığınızı sanmak, bunun dışında. Bu kitabı okuduktan sonra, unutmanız mümkün değil. Öyle ki, bir yığın şey hatırladığınız metinler hakkında, daha da ileri gidersek, öğrendiğiniz pekçok şey hakkında , kitabı hiç okumamış birisine detaylı bilgi verebilirsiniz. Eco, asla yalnızca hissettirmekle bırakmıyor okuyucuyu, her zaman tarihe dair pekçok şey öğretmeyi de tercih ediyor. Umberto Eco'nun Foucault Sarkacı,...