17 Nisan 2013

İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali

Kuyucaklı Yusuf nasıl anlattığı dönemin bir karakteriyse, İçimizdeki Şeytan farklı bir dönemin romanı. Değişen bir dönemde, içindeki insanları çepeçevre sarmalayan değişimlerin kitabı.

Üç romanını aynı ciltte toplayan YKY baskısından okuyorsanız, İçimizdeki Şeytan henüz anıları taze olan Kuyucaklı Yusuf ile birlikte yer ediniyor dimağınızda.


Daha 50 sayfa önce Kuyucaklı Yusuf gibi fikirlerini, duygularını ifade etmeyi bilmeyen, bunları dile getirmenin ayıp, getiremeyip silâha sarılmanın anlaşılır sayıldığı bir dönemde uzun suskunluklara sahip bir karakteri okumuşken, 50 sayfa sonra İçimizdeki Şeytan'da kişilerin içlerindeki düşüncelerin ses verişine tanık olmaya başlamamızla ülkenin, toplumun, insanın sorular sorarak düşünebildiği ve bunu dile getirdiği bir değişime tanık olacağınızı umuyorsunuz ilk sayfalarda.


Bu dönemin genç kadını okumuş, daha güçlü, ancak yine de çevre baskısı altında zorlanan bir kadındır. Bu dönemin erkeği ise ilgisini pat diye ifade edebilen, aşkı karşısında kendisini güçsüz kabul edebilen bir erkektir. Bununla birlikte ne Ömer'de sağlam temelli bir sevgi, ne Bedri'de (arkadaşının eşim diye tanıttığı kadına karşı) saf bir bakış açısı görürüz. Macide, romanın belki en özenilerek yaratılmış kişisi de, resmin bütününe baktığınızda, razı olmaması gerektiğine inandığınız şeyleri kabullenir.

Konaklardan kiralık odalara, tüm komşuların hayatın içinde olduğu mahallelerden üniversitelilerin doluştuğu kahvelere geçilmesi haricinde, anlatıldığı dönemi çok yansıtmaz bu kitap. O dönemin önemli siyasi veya toplumsal birkaç olayından bahsetmeden - bunu bir bakkal çırağının mırıldandığı türküyle bile yapmak olasıdır-, altı üstü birkaç gençten dem vurarak o dönemi okuyucunun belleğinde oluşturamazsınız.

Kişilerin kuruluşu sadece yazarın ya da Ömer'in bakış açısıyla yapıldığı için yetersizdir. Delikanlının çevresindeki kişiler nedensizce olumsuz olarak yansıtılırlar, sanki ezberden konulmuşlardır romana. Bu gençler neyi nasıl savunur, onlara ykaıştırılan bu karanlık, sisli, itici atmosferlerin sebebi nedir? Düşlerini, savaşımlarını, gözyaşlarını bilmeyiz.

Bir yazarın romandaki kişileri zayıf kurmasına rağmen, zayıflık başlı başına çok iyi alımlanır okuyucu tarafından; en çok ana karakterlerde belli olur bu: Ömer'in gel-gitleri, Macide'nin kabullenişleri, Bedri'nin kararsızlıkları... Bazen mantıksız, bazen çelişkilidir.

Romanın başlığı olan "içimizdeki şeytan"a, anlatı içerisinde sığ bir şekilde değinilir, esas delikanlının zayıflıklarının her seferinde başvurulan bir sebebi, bahanesi gibi gösterilir. Oysa bu kavram çok daha karmaşık ve derin işlenmeye uygun bir konudur, tek yönden bakılarak tekrar edilmesi okuyucu için pek tatmin edici değildir. Kararlarımız, kararsızlıklarımız ve bunların sonuçları sadece içimizde varolduğunu kabul ettiğimiz ayrı bir yaratığa yüklenip bırakılamaz. Dostoyevski, Proust gibi insan benliğinin içine dalan yazarların ardından bu perspektif biraz çocuk oyuncağı gibi kalır.


Sabahattin Ali, Bütün Romanları
Eleştirel Basım, YKY/Delta Yay. 3. baskı, 
Mart 2010.

8 Nisan 2013

Eleştirinin Eleştirisi

İyi bir kitap kadar gereklidir iyi bir eleştiri yazısı okumak. Size kitabı baştan anlatan değil, hatta belki kitabı unutturan ya da tersyüz eden yazılardır aklınızda kalan.

Pekçok kitabın basıldığı, çok sattığı, okunduğu ve üzerlerine yazıldığı için bu soru önem taşıyor: Eleştiriye ihtiyaç var mı?

Çok kitap okunmasının, kitap üzerine çok düşünüldüğü anlamına gelmemesi gibi, kitap ve okur bolluğunun eleştiriye gerek bırakmadığı da yanlış bir kanı. Yıkıcı, düşmanca, ötekileştirici ifadeler eleştiri olmadığı gibi, salt övücü, özetleyici, anlatıcı yazılar da eleştiri kapsamında değil.

Bir kitap üzerine onlarca eleştiri yazısı okumak bana Sabahattin Ali - Tüm Romanları / YKY baskısı ile nasip oldu. Kuyucaklı Yusuf üzerine birbiri ardına basılmış pekçok eleştiri yazısı derlenmişti. Bunları okudukça aklımda iyi bir eleştiri nasıl olabilir sorusu ve olası yanıtları şekillendi.

Kitaptaki olayları sıralamayan,
Henüz okumamış olanlar için kitabın sonuna apaçık değinmeyen - gerçi kitabı okumamış bir kişi, eleştirisini niye okusun, denebilir, ama pekçok insan gitmediği filmler üzerine bir sürü şey okuyor örneğin-
Yazarın başka kitaplarıyla karşılaştırma yapılmak isteniyorsa, o kitapları da olduğu gibi ortaya dökmeyen,
Önceki eleştiri yazıları okunmuş ve etkilenilmişse, onlara salt katılmakla yetinmeyen, onları tekrara düşmeyen
... bir yazı olmalı.

Kitabın yazıldığı dönemdeki sivrilen yapıtları göz önüne alarak düşünülmüş ve geliştirilmiş,
Yazarın asıl amacının dünya edebiyatındaki bilinen örneklere yakınlığı varsa buna değinen,
Karakter analizi içeren,
Metindeki anlamsızlıkları, veya karakterlerin o ana dek çizilmiş portrelerine yakışmayan söylemlerini bulup çıkartan,
Yazarın olay ve kişilere tarafsızlığını irdeleyen, bunu bozduğu anları yakalayan
... bir yazı olmalı.

Yaklaşık 30 sayfalık eleştiri yazıları içinde Berna Moran, Fethi Naci gibi isimler vardı. Berna Moran'ın eleştiri yazısıdır beni bunları yazmaya iteleyen, çünkü eleştirisi beni sahiden mest etmiştir. Kitabın yarattığı bakir dünyaya dokunmayan Moran, onun üzerinde yeni bir atmosfer yaratarak yazarın kelimelerine, niyetlerine yeni ışıklar tutmuş; yazılanlara bir nevii nefes aldırmış.

Yazılarını okuyarak edebiyat ve kitaplar üzerine düşünmek hakkında pekçok fikir edinilebilir. Çünkü edebiyatın da, kitapların da üzerlerinde kafa yorulmasına ihtiyaçları var. Pekçok şeyin düşünülmeden yapılıp sunulduğu ve birkaç kelimeyle tüketilip yenilerine geçildiği günümüz dünyasında, kalıcı bir şeyler bulmak ya da bırakabilmek için.

Translate