9 Nisan 2010

Kuzu kuzu

Biri şu operatörleri durdursun!

Eskiden de diyorduk bunu, GSM operatörleri bizi soyup soğana çevirirken. O zamanlar kredi kartı borçları yoktu, cep telefonu borçları vardı.

Şimdiyse, tekelliğin biraz kırılmasıyla yine abartıyor operatörler. Binlerce dakikadan bahsediyorlar!

Dün gelen bir kısa mesaj: "180 dakika aran, şu kadar hediye kazan." Bundan daha düşüncesizce bir kampanya olabilir mi? Yani ne yap yap aran, kendini arat, söyle seni arasınlar. Geçen gün otobüste gördüğüm, iki dakika telefonla konuşmadan yapamayan, 3. dakika olsa eline alıp yine birilerini arayan, eften püften şeylerden konuşan kızcağız işte son hâl.

Yıllarca, yeni nesil doktorlar, her gaz sancısında her zırtta pırtta tomografi istemişlerdi. Gelişmiş teknolojiyi, tembellikleri yönünde kullandılar, elle muayeneyi, Hipokrat'tan kalma en büyük yeteneği unuttular. Ve dün İngiltere tomografiyi yasakladı, sebebi ise 400 adet x-ışını röntgeni çekilmiş olmaya eşdeğer bir etki yaratması; tomografi çektiren 50 insandan birinin kansere yakalanması.

Binlerce dakika cep telefonuyla konuşmanın da böyle etkilerinin ileride anlaşılmayacağını nereden biliyorsunuz?

Bilmiyorsunuz. GSM reklamlarında oynamış Özgür kız, Özgür çocuk, Tarkan, Gencebay, Tosun Şahan, "Aslı - Emre".. Siz de bilmiyorsunuz. Siz paraları götürürken insanları belki ileride hasta edecek aşırı kullanmalara örnek olmayın. Kuzu kuzu kullanacaksınız, demeye getirmelerine son verilsin.. Bir kişi de çıkıp "Bilinçli kullanalım" diye bir şeye ön ayak olsun.

8 Nisan 2010

"İsimsiz"

Ortaokuldayken İngilizce dersinde işlediğimiz kitapta bir ünitede, minik bir kare içinde yere oturmuş bir şeyler okuyan spor giyimli bir delikanlı resmi vardı; yanında da bugün bile anımsadığım bir cümle: Christian is 16. He is good at school, loves playing basketball - but he has never read a whole book.

O yıllar kütüphaneden çıkmayan, ciltli kitap kokusuna bayılan benim için bu durum tuhaf gelmişti. Şanslıydım, bir ortaokul için zengin bir kütüphaneydi. 

Doktoraya başladıktan bu sorunu ben de yaşamaya başladım. Kitap alıyor, başlıyor fakat bitiremiyordum, genelde önceki okuduklarımı unutuyor ve unutunca yeniden başlıyordum, anımsamaya başlarken ise uyuyakalıyordum. Yeniden başlamak boynumun borcuymuş gibi. Çantamda taşımayı ise hâlâ sevmem, buruşur kırışır kapağı. Reva değil gibi gelir. Çünkü en çok, kitapların ciltlerini, kapaklarını severim. Kapaktaki minik kare içinde güzel yağlıboya eserleri. Sade, beyaz, mat kapaklar.. Harflerin şekillerini, fazla büyük olmayan, tırnaklı, zarif.. y harfleri ve g'ler önemlidir benim için. Can Yayınları'nı çok severdim eskiden, sonra yazıtipini bozup yayık, kocaman bir hale dönüştürdüler, incecik kitapları kalın kalın ciltlerle sattılar.

Din ile cinayetleri karıştıran şifre furyaları, sonra gelen alacakaranlık-vampir romanları, dizisi çekilince yazıldı sanılan klasikler hep arkalarda dururken.. Hatta roman konusunu çağrıştıran üç boyutlu tasarımlar kitap kapaklarında, maket gibi neredeyse, janjanlı.. Sinema afişlerine öykünen, kitabın içindeki dile getirecekken haddini aşan kapak tasarımları.

İçinde asıl karakterlerin isimlerinin hiç ama hiç geçmediği, yani bir Rıza, Veli, ya da Osman'a huy konduramadığım, MEB tavsiyesi damgasıyla satılan -oysa bu yaşıma dek okumadığım- bir kitabı okudum ve bitirdim, uzun zamandır unutmadan okuyup bitirdiğim ilk kitap.

Eline sağlık Orhan Kemal. Varsın kitaplarını yazdıklarınla alakasız dizilere dönüştürüp suyunu çıkarsınlar -eminim ki öyle düşünmemiştin sen hiçbirini-, seni yine sana sadık kalarak okuyanlar var.

Translate