27 Temmuz 2014

Kopenhag, Danimarka! - Copenhagen, Denmark!


Üç günlük bir konferans için Kopenhag'a indiğimde beni 15 dakikada kent merkezine getiriverecek beş yıldızlı otelden hallice bir tren bekliyordu. Hava serindi, oysa Haziran ayıydı, sıcaktan kaynayan bir İngiltere'yi ardımda bırakıp gelmiştim.

Metro sistemleri çok gelişmiş, herkes İngilizce konuşabiliyor, ama İngilizce bilgilendirme tabelaları hiç yok sokaklarda. Özellikle Ulusal Müzeyi ararken zorlandık, çünkü haritada bazı sokak isimleri de atlanmıştı.

Danimarka pahalılık anlamında gerçek bir çılgınlık. Yüzlerce Kuron veriyorsunuz bir içeceğe, aslında birkaç sterlin ya da Liradan fazla etmiyor.

I was welcomed with an underground train which was no different than a 5-star hotel suite when I landed Copenhagen for a 3-day conference. It was cold, although it was June; and I had left an England which was boiling behind me.

Underground system is excellent, everyone can speak English fluently, however there were no signs in English anywhere. It made our lives hard especially when we were looking for the National Museum of Denmark, because some street names were skipped in the maps.

Denmark is a total madness considering the prices. You pay hundreds of krone to a bottle of drink, which is actually a few pounds or Turkish Liras.



Kopenhag Kent Merkezi binasında konferans katılımcılarına bir hoşgeldin resepsiyonu yapıldı. Tarihi binaları görmek çok güzeldi.
There was a Welcome Reception for the conference participants in Copenhagen Town Hall. It was nice to see all those historical buildings around.



Flaman keki. Elmalı, bir harika. Zaten o kadar çok tatlı türü var ki hayatımdaki en sağlıksız beslendiğim 3 günü geçirdim diyebilirim.
Danish pancakes. With apple and cinnamon. Lovely. There were so much of these desserts that I can say these 3 days were the days in which I had the most unhealthy nutrition in my life.

 Hediyelik eşyalara bakmakla yetinmedik, bir de fotoğraflarını çektik. Alabileceğiniz en akla ve cüzdana yatkın şeyler kartpostallar. Buzdolabı mıknatıslarını ilginç bir şekilde otelde daha ucuza bulabiliyorsunuz!

We not only watched the gifts in the shops, but also took pictures of them! The cheapest and most logical gifts for your budget are the postcards. Interestingly, the fridge magnets were available for cheap in the hotel reception.




Nyhavn, gerçek bir güzellik. Burada oturup bir şeyler atıştırmak çok keyifli, hele yanınızda tam kafanıza göre insanlar da varsa! Büyük porsiyonlarda gelen yemeği paylaşın, böylece finansal olarak çökmezsiniz. İleriye yürürseniz denize kadar gidebilirsiniz, ayrıca nehir turları da var.

Nyhavn is a total beauty. The most interesting tourist attraction. Try to find a place in the cafes or restaurants here, and you are lucky if you are with friends. Share the food that comes with big portions, so you will not ripped out of money. You can walk towards the end of the canal till the sea, there are some canal tours too.

Nyhavn'da saklı bir bahçe. Böyle keşfedilmemiş yerleri ancak tabana kuvvet gezerseniz görebilirsiniz.
A secret garden in Nyhavn. You can discover such hidden gems only by walking around.




 Çok şanslıydık, gün batımı bize harika bir görüntü sundu.
We were lucky, the sunset gave us a nice view with purple clouds.


Sokaktaki canlı heykel sanatçıları. Aniden hareket edip ödünüzü patlatmakta ustalar.
The living statues in the streets, experts to scare you suddenly with movements.



En sevdiğim cadde fotoğraflarımdan biri. H.C. Andersen Bulvarı. Yürümek ve tadını çıkarmak için sessiz bir cadde.
One of my favorite photos. H.C. Andersen Boulevard. A quiet place to walk and enjoy.


Danimarka Ulusal Müzesi'ne yaklaşırken.
On the way to National Museum of Denmark.

Ulusal Müze'nin iç avlusu. Çok sakin, ilham verici.
The backyard of National Museum. Very quiet, inspiring.

Son olarak sokak müzisyenleriyle bu geziyi noktalıyoruz. Telefonum bu sanatçıların çaldığı muhteşem parçaların videolarıyla doldu taştı.
Finally, we came to an end to this trip with the lovely music of the street musicians. My cell phone is filled up with these videos.

5 Temmuz 2014

Joseph Fouché - Bir Politikacının Portresi

Bu kitabı okumanın tam yeri tam zamanı!

Fransız Devrimi döneminde yaşamış, politikaya girdiği 1790 yılından son sürgününe gönderildiği 1816 yılına kadarki zaman içinde siyasetin her döneminde yer alan ve ayakta kalmayı başaran bir adamın portresi. Hiçbir şeyden ve hiç kimseden korkmamış, her zaman arka plandayken ipleri elinde tutmayı bilmiş; zeki, soğukkanlı, iktidar ve güç uğruna hiçbir şeyden çekinmeyen Joseph Fouché.

Bu herhangi bir bukalemunun, güç esirinin yükselip çöktüğü sıradan bir hayat hikâyesi değil; içinde yeni bir çağı başlatan ve yılını ezberlemekten başka hiçbir yönünü bilmediğimiz Fransız Devrimi'nin ardından halkın ve meclisin geçirdiği bilinmeyen evreler gözler önüne seriliyor - siz ihtilâl oldu kavga bitti sanıyordunuz değil mi? Oysa devrimin ardından çok kan döküldü, Meclis Devrim adamlarının diktasıyla kıvrandı bu kez, vekiller korku içinde gıklarını çıkaramazken tek adamlar hüküm sürdüler, bir ara Kralcılık yeniden hayat bile buldu!

"Tarihte, milyonlarca insanın kaderiyle oynamak gibi kötü bir zevkten doymuş ve aklı başında olarak zirveden ayrılan siyasetçi sayısı bir elin parmaklarını geçmez."

Devrim'in tüm altın adamlarından geriye kalan Robespierre'in yükselişi ve düşüşü, Napoleon Bonaparte'ın yükselişi ve düşüşü, Elysee sarayının kapılarına dayanan düşman orduları ve tüm bu olaylarda aslında kimsenin adını anmadığı silik bir adamın parmağının olması ancak komplo teorileriyle dolup taşan filmlerde mümkün olabilirdi.

"Yönetmenin ve emir vermenin sarhoşluğunu bir kez tatmış olan, bir daha vazgeçemez ondan." 

Aslında ikinci adamların, birinci adamları kudretli kıldığı ve sonra da siyasetin ve tarihin bu güç sahiplerine mutlaka sırtını döndüğü, o erkin bedelini en acı şekillerde ödettiği gerçeğini görmeniz için muhteşem bir fırsat. Siyasete tüm bu başlangıç ve sonları göze alarak girersiniz, ve yönetmenin sarhoşluğunu bir süre tadarsınız, ancak daha sonra, içlerine korku saldığınız ve sahneden sildiğiniz pekçok kimse gibi, aynı korkular size de yaşatılacaktır ve birileri mutlaka sizi sahneden silecektir.

"İktidar Medusa'nın yüzü gibidir, ona bir kez bakan, bakışlarını bir daha başka yöne çeviremez." 

Zweig sadece bir adamın değil, tarihten gelip geçmiş milyonlarca güç arayan ve elde eden siyasetçinin, hatta güç arayışı ve siyasetin psikolojisine de el atıyor. Çünkü kaç kere sürgüne gönderilirse gönderilsin, ödül ve ayrıcalıklarla sürgüne gönderilmeyi başaran, yine de uzaklardayken kendini siyasete dâhil etmeden yapamayan bu adamı, ve hatta günümüzdeki siyasetçilerin bu ısrarını, inadını okuyucu zihninde aksi türlü görünür kılması imkânsızdır.

"Sadece hainlerden öğrenmişimdir gerçeği." Napoléon Bonaparte 

Siyaseti aslında sevmeyen, bu konularda tarih bilgisi oldukça sığ okuyucular için hiçbir sıkıntı yok, çünkü Stefan Zweig okuyucuyu anlattığı insanın insani yönleriyle kucaklamıştır her zaman. Bunun dışındaki her şey, o portreyi tamamlayan, çevresinde bir girdap gibi akıp değişen olaylar ve kişilerden ibarettir. Ayrıca dünyaya ve siyasetle ilgili ilgisiz herkesin yaşamına yön veren bu kavramı bildik tarihler ve kişi adları listeleri kalıbından çıkaran bu kitap, her cümlesinden alınacak derslerle, aslında çok büyük bir değerdir ve okuyucu için bir kazanım olacaktır.



Joseph Fouché - Bir Politikacının Portresi
Stefan Zweig
çev. Gülperi Sert, 
Can Yayınları, 4. bası, 214 sayfa, 2013.

Translate