29 Kasım 2012

Gıda Piyasası Şifreleri

Sevgili püstüklümama harika bir görsel paylaştı Twitterda. Burada yayınlamadan edemedim. Çevirisini aşağıya yazıyorum. Gıdaların etiketlerinde yazan metinlerin asıl anlamlarını yazmışlar. Bence çevirisi herşeyi anlatıyor.


1) Şeker Katkısız
Aslında, şeker tadı veren birçok çeşit kanserojen kimyasalları dahil ettik.

2) Yapay Tatlandırıcı
Size sağlıklı bir şey yediğinizi düşündürerek beyninizi kandıran korkunç bir kimyasallar karışımı.

3) Doğal Tatlandırıcı
Madde 2'de listelenen kimyasal iğrençliğe eklenmiş olan bir minik damla limon veya benzeri şey.

4) Az Yağlı
Yağ yerine, yağın hiçbir zaman olamayacağı denli kötü bir kimyasal kokteyl ekledik.

5) Çok Gerekli Vitamin ve Mineral Kaynağı
Size ve çocuklarınıza yedirdiğimiz çöplük kısmı gizlemek için var olmayan bir vitamin ve mineral salatası ekledik.



görsel kaynağı: www.TheWildDiet.com

25 Kasım 2012

Yerli Tohum, Yurdun Tohumu, Herkes Onu Korumalı

Tohum deyince akla hep eller arasından akıp giden bereket gelir değil mi? İşte o tohumlar gerçek anlamda kaybolup gidiyor son yıllarda.

Geçen yaz bir gazetenin TARIM ekini okuduğumda işin ciddiyetinin farkına vardım. Tohum bankası, tohum koruma, yerli tohum ekme gibi kavramların hayati önemi var.

Pazar-manav tezgâhlarımızı kaplamaya başlayan yabancı tohumlardan yetişmiş şişirilmiş gıdalardan rahatsız olan çok tanıdığım var. Etiketlerdeki "İthal" yazısı sinirime dokunuyor. Niye? Bizim kendi muzumuz, üzümümüz, elmamız, portakalımız yok mu arkadaş? Kendin ekip biçerken, toprağın tohumun varken, niye başka ülkeden satın alıp vatandaşına yediriyorsun?

Kendi çağlamız üzerine yazdığım övgü, o çağlanın enfes tadı, hâlâ ailemizin dilinde. "Enfes, çünkü insanın değil Allah'ın yetiştirdiği çağla."

Kentten ayrılıp küçük yerlere gittiğimizde yediğimiz harika meyvelerin, sebzelerin (bal gibi kavunlar, nar gibi domatesler) nasıl olup da tohumlarını almadık, saklamadık, hâlâ hayıflanıyorum. Gıda öyle olunca, insanın şehre dönesi gelmiyor. Artık onlar da kalmadı! Geçen yaz gittim sordum, pembe domates yok. Kavunlar karpuzlar kentteki gibi, hibrit.


Sevgili püstüklümama'nın blogunda gördüm, bahsetmeden edemedim. Yazısından birkaç alıntı yaparak sizi asıl metne gönderiyorum.


TOHUMLARIMIZIN NESLİ TEHLİKE ALTINDA
Binlerce yıllık tarım geleneğini barındıran Anadolu topraklarında yetişen yerli tohumlar yaşamın sürekliliğini temsil ediyor.

Atadan kalma tohumlarımız;

* Lezzetli ve sağlıklı gıdaların temini için birer genetik hazinedir
* Binlerce yıldır değişen koşullara uyum sağlayarak günümüze ulaşmayı başarmış numunelerdir
* Tarımsal biyoçeşitliliğin önemli bir parçası ve yaşamın sürdürülebilirliğinin olmazsa olmazıdır
* Dışarıya bağımlı kalmaksızın ülkemizin gıda güvenliğinin teminatıdır

Ancak bugün Anadolu’ya özgü yerel tohum çeşitliliğimiz yok oluyor. Tek seferlik, ticari tohumların egemenliği nedeniyle gıdamızın ve geleceğimizin güvencesi yerli tohumların nesli tehlike altında! 

TOHUM TAKAS AĞI, yüzyılların bilgisini taşıyan yerli tohumlarımızın korunup yaygınlaşmasını amaçlıyor.
yazının devamı için >>



Ayrıca bir not daha:

Gıdanın milâdıymış gibi, GDO'dan önce, GDO'dan sonra diye tanımlar var artık. Öncesi, "organik" deyişi bile bilinmezken, öz be öz kendi gıdamızın dönemidir.

Doğal gıdamızı farklılaştırıp, sonra doğal haline döndürmeye çalışıp, organik diye iki katına satıyoruz. Ne mantık ama.

Aşağıdaki habere ben gazete editörü olsam atacağım başlık şu, (çünkü el attığımız tohumların hali ortada)

İYİ Kİ UNUTMUŞLAR

İstanbul Ticaret Borsası (İTB) laboratuvarında unutulmuş, GDO öncesi döneme ait 50 yıllık organik tohumlar korumaya alındı.
 
İTB Meclis Başkanı  İslam Ali Kopuz, 6 kişi tarafından temsil edilen bir ‘Tohum İnceleme, Araştırma ve Geliştirme Komisyonu’ kurulduğunu söyledi. Kopuz, "Unutulmaya yüz tutmuş bu tohumlar bizim hazinemiz. Türk tarımını, kaybettiği tohumlarıyla yeniden tanıştırabiliriz. Bu işe borsa olarak baş koyduk." şeklinde konuştu.

"Türkiye Tohum Bankası'nın tarihi 1974 yılına dayanıyor. O tarihten öncesi ise kayıp. Borsanın keşfettiği 50 yıllık tohumlar bu kayıp yılları telafi edecek materyaller."

kaynak: Bayrak yayıncılık

23 Kasım 2012

Bu Bir İhbardır!

Sağlıklı beslenme konusunda babamdan kalma çok güzel bir altyapım ve alışkanlıklarım var. Bunlara öğrendiğim spor alışkanlıklarımı da ekledim. Senelerdir aynı kilodayım ve hiç diyet yapmadım.

Ne var ki beslenme alışkanlıklarınızın iyi olması, sağlıklı yaşamanın tek ve yeter şartı değil artık. Çünkü etrafımız mısır şurubu isimli illetle katkılanmış gıdalar-içeceklerle çevrilmiş durumda!

GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) kavramıyla aslında bu yıl ciddi olarak tanıştı Türkiye.

Amerika'da ise GMF (Genetically Modified Foods) daha eskilere dayanmakta (Food, Inc. belgeselini izleyin). Hayvanlarını serbest dolaştıran ve ot/yemle besleyen çiftçilerin birer birer safdışı bırakılması.. Mısırla beslemeye mecbur hale getirilmeleri, vb.

Bir tarım-hayvancılık cenneti olan Türkiye'de bunların asla yaşanmasını istemiyoruz. Aşağıdaki maddeleri Sağlık Bakanlığı da, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı da birer ihbar kabul edebilirler:

  • Obeziteye Karşı Kampanyalarda şekerli gıda-içecek konusunda halk ısrarla bilinçlendirilmeli.
  • Hazır veya doğal gıdalardaki (örn. bal) mısır şurubu, glikoz şurubu, früktoz şurubu içeriklerine kısıtlama getirilmeli, sattırma amaçlı eklenenler yasaklanmalı.
  • Ekmeklerdeki kıvam artırıcı, kimyevi ester ve nitratlar yasaklanmalıdır. Sadece tuz miktarını azaltmakla olmaz efendim.


Yerli süt ürünleri markalarımız reklam ve tanıtım anlamında ciddi adımlar atmalılar. Sütaş'ı bu konuda destekliyorum. Pınar, Eker neredesiniz?

Ramazan ayında o nefis Türk yemeklerinin yanına empoze edilen Coca-Cola reklamlarına izin verilmemeli. Bizim zeytinyağlı sarmamız dolmamız Coca-Cola ile değil yoğurtla yenir!
Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nı gerçek yemle hayvan besleyen ve katkısız et üretimi yapan küçük markaları teşvik etmeye çağırıyorum.

Bu şekilde hem devlet hem halk GDO'nun, mısır-glikoz-früktoz şurubu bağımlılığının, insülin direncinin, obezitenin, gizli diyabetin, gizli hipertansiyonun önüne geçer. Kimse bu hastalıklarla savaşmak zorunda kalmasın.



Not:  
Mısır nişastasından yapılan mısır şurubu renksiz ve şeffaf olup, yüksek miktarda fruktoz içerir. Bal tadındadır. Şeker kamışı şekerinden daha tatlıdır.

Dünyanın en büyük "Yüksek Fruktozlu Mısır Şurubu (High Fructose Corn Syrup - HFCS)" üretici ülkeleri: 1- ABD (8,3 milyon ton), 2- Japonya (817 bin ton), 3- AB ülkeleri (485 bin ton) (2005). 2006 yılında da bu sıralama değişmemiştir.

"Büyük projeler, dev yatırımlar, kocaman kocaman binalar, lüks daireler, ultrasüpersonik teknolojiler.. Hey gidi insan, kendi kurduğun Devler Ülkesi'nde kamburu çıkmış miniminnacık bir cüce kadar hükmün. Evet, üzülebilirsin." (HayatBirDejaVu)

20 Kasım 2012

Basından VII

KASIM 2012 BABAESKİ GÜNDEM GAZETESİ, KIRKLARELİ


12 Kasım 2012

İnce Memed I

Bir adı Sevda, bir adı da Zulüm'dür bu toprakların.

Okudukça, "hiç mi katıksız, bozulmayan pür bir mutluluk olmayacak," diye hayıflanırsınız. Çünkü öyledir. Bir yanında sular görkemle akarken bir yanında çakırdikenler biter. Bir yanda çiğdemler önünüzü sarıya keserken, öte yanda yağmurdan yolları çamur götürür.

Sayfalarla içinizi saran efkârlar, sevinçler, umutlar, düş kırıklıkları kitaptaki insanlarla aynı olur. Onlardan biri olursunuz.

Uçar gider olaylar. Hızlı çekim bir film misali. Baş döndürerek. Hiç beklemeden, dursuz duraksız.

Uzakta, pek uzaklarda olan Ankara yerine, adaleti, ekimi biçimi gelenekleri suçu cezayı belirleyen ağalara baş kaldıran eşkıyalar.

Zenginleri soyup fakire arka çıkan eşkıyalar, zenginlerin soyup eşkıyalara arka çıkan fakirler.

Su gibi akıp giden ilk kitap üzerine, aşağıda birkaç küçük not paylaşacağım.

Romanda ismi geçen Anavarza Kalesi
Anavarza'dan Çukurova'ya Bakış
Romanda simi geçen Vayvaylı Köyü





1990'lı yılların başlarında Adana'da Yaşar Kemal'i sevenlerin girişimleri sonucu Osmaniye'nin Hemite köyünde İNCE MEMED heykel ve anıtı açıldı.
Yaşar Kemal, anıtın açılışında bulunarak çalışmalara destek verdi.






Paris Operası Yaşar Kemal'in İnce Memed eseri için sponsor olmuştu. (kaynak: turkishny.com)


İNCE MEMED romanının kahramanı olduğu iddia edilen eşkıya Safiye Mehmet. (kaynak: http://tar-h.blogspot.com)


Sezgin BURAK, Yaşar KEMAL'in ünlü eseri İNCE MEMED'i uzun bir inceleme, araştırma sonucu, Yaşar KEMAL'le birlikte esere konu olan mekanlara giderek resimlemiştir.  

(kaynak: www.tarkan.com.tr)

 


'İnce Memed Vuruldu' filminden

İnce Memed I, Yaşar Kemal
436 sayfa, YKY Yayınları, 
29. Basım İstanbul


3 Kasım 2012

İnce Memed'e Başlarken

Hep duyardım, bir şiir gibi olduğundan bahsederlerdi Yaşar Kemal'in yazdıklarının. Anlamak için, okumak gerekliymiş.

Anadolu'nun fotoğrafçısı misali, toprağını, bitkilerini, hayvanlarını da anlatır size Yaşar Kemal. O toprakların huylarını, her çeşidinde bitmeyi öğrenmiş otlarını, dağında başka ovasında başka akan sularını yıllarca gözlemiş bir bitkibilimci, bir toprakbilimci,bir hayvanbilimci üçü bir araya gelse yine böyle anlatamazlar size bunları.

Anadolu insanı gururlu, sevdalı, az konuşur; ezilmiş, boynu bükük ve unutulmuş; çocukken büyümüş, büyümüş de çocuk kalmış Anadolu insanı.

Bu kitapta öyle uzun uzadıya tahliller, içsel yolculuklar bulmayacaksınız. Her şey sade, az, öz: yemek bir soğan ve çökelekle, aşk bir çift çorapla anlatılır bu topraklarda.

Dili samimi, süssüz, her bir kelime o güneş altında değerli.

Okudukça, olacakları, bu toprakta doğmuş biri olarak mı nedendir bilinmez, sezersiniz; içiniz kaygıyla dolar, coşkuları anlar, isyanları öngörürsünüz.

Bir adamın fikrî olgunlaşma öyküsüdür bu, başka bir düzenin olabileceğinin, ağasız bir köy olabileceğinin, ağasız yaşanıp kendi emeğinle kavrulabileceğinin keşfidir bu. Sizin için sıradan bir hayat standardı olan şey için zamanında bunca insanın bunca acıyla böylesine emek verdiğini bilmek daha da bir değer katar bu satırlara.

Hiç bilmediğiniz o İç Anadolu'yu mu öğrenmeniz gerekiyor: İnce Memed'den başlayın. Bu insanların yıllarca neler yaşayageldiğini, hissedegeldiğini bir çırpıda göreceksiniz. Hani Devlet Sırları vardır ya, Halk Sırlarını açık ediyor bu romanlarla Yaşar Kemal. Zaten kitabın arkası yabanco kaynaklardan övgülerle dolu, ilk sayfası ise yazara verilmiş yabancı ödül ve nişanlarla.

Ancak turlarla farkına vardığımız, bir Anadolu gezisinde sizi karşılayacak uykulu bir ova, ağaçlar arasında dumanlarla Sıtkı Fırat'ın fotoğrafları gelecek belki gözünüzün önüne.

Seyahat ederken o hep gördüğünüz, görüp geçtiğiniz topraklar.. Birbirinden ayrı düşmüş ağaçlar, ana yoldan ayrı yollarla varılan o köyler...

Anadolu

Ya da Şener Şen ile Kemal Sunal'ın unutulmaz filmi Züğürt Ağa'dan sahneler gelecek aklınıza. Bu toprağın insanları ve onları yüzyıllarca sömüren kişileri, o el değmemiş doğasının ortasında anlatan her türlü eser, İnce Memed'le kucaklaşacaktır.


İnce Memed I, Yaşar Kemal
436 sayfa, YKY Yayınları, 
29. Basım İstanbul


Translate