10 Haziran 2017

Nermin Yıldırım'ın Unutma Dersleri

Nermin Yıldırım, geçmişle, hâtıralarla, bellek ile derdi olan bir yazar. İyi ki de öyle, çünkü başka türlü, bizlere bu kadar yürekten dokunamazdı. Üçüncü kitabı olan Saklı Bahçeler Haritası ile tanıdığım, sonra kentime ne zaman gelse peşine takıldığım, mutlaka bir sarılmadan edemediğim Nermin Yıldırım'ın dördüncü kitabı. Nedense kendisini kitaplarını yazış sırasıyla izleyemedim, ve hâlâ da o niyette değilim. Sanırım biraz hissettiğim yönde izliyorum kitaplarını.

Bir kere tehlikeli bir kitap, çünkü herkes yaralarıyla yaşar; üstelik, görünürdeki yaralardan daha derinde, unuttuğu, ya da varlığını bildiği halde hayatında sonradan açılan hiçbir yara ile ilişkilendirmediği, bu yüzden gözünde masumlaştırdığı, ya da gerçekten masum sandığı yaralarla. Dokunmadan derinleşen, karşısına çıkmadıkça çatallaşan, yüzleşmedikçe bürüyen yaralar.

En güzel yanlarından biri sizi kendi yangınınızın içine çekerken, dumandan boğulmanıza engel minik nefes alanları yaratması, çünkü Feribe, kendisini iğnelerken bunu çok güzel bir mizahla yapan bir kadın. Acı çekerken bunu sürekli hüzün ve türevi davranışlarla yapamazsınız. Arada gülmek şarttır. Zihin ve yürek, mutlaka kendisini, durumunu alaya alır, ve bunu kendisini iğnelerken kendine güya bir ders vermek, bu dersi içine kazımak için kullanır. Sahibi biraz kitap okumuş bir zihinse, kendini iğnelemesi de ahmakça sıfatlar yakıştırmaktan daha incelikli olur. Bilince ait bir savunma mekanizması. Feribe, zamanımızın, kendiyle ilgili, duygularıyla, evliliğiyle, işiyle, arkadaşlarıyla, kısacası çevresindekilerle ilgili pek çok şeyin farkında olan bir insan, ama işin güzel yanı, farkında olmadığı pekçok şeyin de ortasında olması; tıpkı bizler gibi. En çok bilincinde, ve içeriğiyle emin olduğumuz anlar, en çok şeyi bilmediğimiz ve içeriği, eğer gerçeği biliyor olsaydık, bizi şaşırtacak anlar olabilir aslında.

İkincisi, kitabın gelişigüzel, ve elbette çalakalem değil, bir uzmandan da fikirler ya da bilgi alınarak yazılmış olması. Bu sayede, edebiyatın dehlizlerinde gezineceğim derken, yaralı okurların -yani hepimizin, yaralarıyla bilinçsizce oynamak gibi bir tehilekeye düşmüyor Nermin Yıldırım. Daha dramatik bir atmosfer yaratmaya, daha gerçek bir yol yaratmayı tercih ediyor. Yangının içinde ilerliyorsunuz, önünüzü pek göremeseniz bile, en azından ardınızda neler bıraktığınızı biliyorsunuz.

Dil olarak Unutma Dersleri'ni okudukça Saklı Bahçeler Haritası'na tekrar geri dönek gibi bir merak da uyandı içimde. Yazarın bazı kelimelerle aşk yaşayan bir yazar olduğunu biliyoruz, unutulmuş, artık pek kullanılmayan kelimeleri "elinden" düşürmemek onun güzel bir alışkanlığı. Bu merakı Unutma Dersleri'nde daha yoğun ortaya çıkmış gibi görünüyor. Hiçbir şeyi bilindik ifadelerle, betimlemelerle ortaya koymak istemez gibi.

Okunan metnin çarpıcılığını konuların ilginçliği ya da üslup denemeleriyle değil uzun zamandır samimiyetle ölçen biri olarak, ne konuya değişiklikler katmakla uğraşan ne de üslup üstünde gereğinden fazla kafa yoran yazarın Unutma Dersleri'ne tıpkı Feribe gibi ben de katıldım, ve çoğu söyleminde, ânında ona eşlik ettim. Bir de bakmışım, altını çizmeye başlamışım kimi şeylerin, edebiyatla hiç de ilgisi olmayan, hayatla ilgisi olan aralara serpiştirilmiş fener ışıklarının. Hayır, öğrendiğim şeyler değil bunlar, belki anne karnına öğrendiğim, ama sonra unuttuğum şeyler. Acılarımızı unuttuğumuz değerli şeyleri anımsamak için de yaşarız. Bir de bakmışım, kimi satırları arkadaşlarıma gönderir olmuşum, ve bir de bakmışız, onlar da derinden bir yerde kendilerine bir el uzanmış olacak ki, birlikte düşünür taşınır olmuşuz. Dahası şu koca dünyada, kimileriyle yazarı imza gününde görmeye gider, sanki keşfedilmemiş güzel bir sokakta buluşup demli bir çay içer gibi olmuşuz.

Not. Ve Ses'in kim olduğunu galiba biliyorum.

Unutmak, anımsamak, unutmak için anımsamak ve hiç unutmamak üzerine.

Unutma Dersleri
Nermin Yıldırım
Doğan Kitap, 4. baskı
312 sayfa


Balzac ve Stefan Zweig

Bir Stefan Zweig hayranı olarak, yaşamına son vermesine ilişkin intizarlarım ile yazdığı biyografilerde hissedilen insan hayatına ilişkin müthiş duyarlılığının beni şaşırtması başabaş gidiyor. Marie Antoinette'in yaşam öyküsünü okuduktan sonra Zweig'ın özellikle biyografi ile roman arasında bambaşka bir tat bırakan kitaplarına iyice merak salmış ve Balzac, Fouche, Erasmus ve Macellan biyografi kitaplarını valize sığdırıp İngiltere'ye getirmiştim. Balzac, Zweig'ın kelaminden okuduğum üçüncü hayat hikâyesidir. Ve hâlâ aynı düşüncedeyim: bu kişiler yaşamlarını Zweig'ın kelimelerinden okusalardı, her satırının altına imza atarlardı. Zweig, belki onların çözemeden hayata veda ettikleri pekçok bilinmezi, biz okurlar için açığa kavuşturmuştur.

İnsanların hayatlarında başlarına gelen şeyler, öngörülemez bir hızda ve sırada geldiği için deneyimlerini, ve bu olaylarla gelişen kişiliklerini o anlarda olayların içinde kestiremezler ve bunun için zamanın akıp geçmesine ihtiyaç duyarlar. Zweig bunu, o olaylarla eşzamanlı olarak yapıyor, çünkü geçmişe bakmanın avantajını kullanıyor.

Balzac, Zweig'ın yazmak için çok çalıştığı, hayatında en önem verdiği çalışmalarından biri. Ve bu yaşam öyküsü, kendi içinde pekçok ironi taşıyor.

Çağdaşlarından ve gelmiş geçmiş pekçok yazardan daha çok çalışan, çalışmak zorunda kalan bir yazardır Balzac. Yaşamı boyunca asla ödemekle bitiremeyeceği borçlar altında ezilmiştir. Bu borçlardan kaçmak için kâh yazarlıktan farklı işlere girişmiş, kâh alacaklılar yüzünden evine gidememiş ve gizlilik içinde başkalarının yanında yaşamıştır.

Yıllar, yıllarca kendinden yaşça büyük kadınları sevmiş, bazılarını sonsuzluğa uğurlamış, bazılarını on yıllarca beklemek zorunda kalmıştır. Bununla birlikte bir yazar olarak geçirdiği acemilik, kararsızlık evrelerini, olgunlaşmasını ve en son kalemi tutamadığı anlara kadar Zweig'ın analizleriyle izleriz. Yazarlık pratiklerini, Balzac'ın çalışma günlerini okumak oldukça ilginçtir. Zweig Balzac'ın mektuplarından eserlerindeki ifadelere kadar pekçok kaynak kullanır, bunları sadece savlarını ispat etmek için değil, Balzac'ı eleştirmek için de kullanır, onu ve çevresindeki insanları da pekçok açıdan inceler ve bu büyük yazarın eserlerine yansımalarını irdeler.

Balzac'ın eserlerini, Zweig'ın kaleminden yaşamını okuduktan sonra tekrar okumak gerekir.

Balzac, Bir Yaşam Öyküsü
Stefan Zweig,
çev. Şebnem Sunar - Yeşim Tükel Kılıç
Can Yayınları, 500 sayfa

Translate