16 Haziran 2012

Budala!

budala    Ar. budal¥
sf. 1. Zekâca geri olan (kimse), alık: “Biz ondan yaşlı üç akıllı bu budalaya inandık.” -H. R. Gürpınar. 2. Ahmak, bön: “Kendisi için bu budalaların arasında bir dakika geçirmek artık bir asır kaybetmeye müsaviydi.” -Ö. Seyfettin. 3. mec. Bir şeye aşırı düşkün: Kibarlık budalası.

Bu kitabı daha bitirmeden, 1-2 kez yazmaya yeltendim. Okumaya başlarken, Sunuş Karşıtı Bir Yazı da yazmıştım.

Daha bitirmeden yazma isteğini bana, romandaki en önemli kadın karakter olan Nastasya Filippovna Baraşkova verdi. "Dostoyevski'nin en unutulmaz kadın kahramanı Nastasya Filippovna'yı yarattığı bu eşsiz roman..." diye yazıyor arka kapağında. Sanıyorsunuz ki tüm roman boyunca her satırda bu kadın var. Yanıldınız. Neredeyse pekçok satırda yok; ama aslında tüm satırlardaki şahsiyetlerin kimliklerine sızmıştır Nastasya Filippovna. Onun algılarını, kararlarını, kitaptaki pekçok kişiyle birlikte siz de çözmeye çalışacaksınız.

Bu kitaptaki aşk, okuyageldiğiniz, bilegeldiğiniz aşklara hiç benzemez, diyerek bile sizi o kalıplardan, klişelerden kurtaramam, bu kalıp-dışılıktan bahseden sözler bile kalıp olmuşlardır artık. Bu kitaptaki aşk ne bir kavuşamama, ne bir kavuşmadır, ne bir sevgi yumağı, ne de bir nefret düğümüdür; belli kişiler arasında bile denemez üstelik, ama hayatlara, vazgeçişlere mâl olur; herşey bir anda değişir, okuyucu o fikirden bu yemine atılır durur. Herşey son derece basit, bir o kadar da hayatîdir, herkes birbirlerinin yaşamını etkileyecek mini mini sözcükler, hareketler, kararlarla yoğrulmaktadır.

Ve bu kitap, bir aşk romanı olmadığı halde, aşkı içine çok güzel sindirmiş bir romandır. Yurtdışından dönen Lev Nikolayeviç'in akıllarınıza durgunluk veren tuhaf kişiliği - aslında güzel bir insandır, unutulmuş bir güzelliktir bu, ama okunduğu çağın gerekliliklerine göre tuhaf, deli, aptal veya enayi olarak düşünülebilir- ve çevresindeki insanların kendi hayatlarına onu kabul edişleri, edemeyişleri, sizin de kendi tanıdıklarınıza benzeyen sıradan Rus insanlarıyla geçen birkaç aydan bahsedilir.

Şimdilerde edebiyatta ilginçlik adına ne kadar kabul edilemez tuhaflık bir araya getiriliyorsa, sıradanlıkla örtülü tuhaflıkların anlatıldığı bu roman onlardan daha gerçeğe yakındır. Okurken 'olamaz bu!' diye söylendiğiniz anlarda, romanın başlığına geri dönmenizi öneririm; böylece alıklık hakkındaki kısacık, düşünmeye değmez önyargılarınızı kâh yıkacak, kâh sağlamlaştıracaksınız. Bir alık olarak nitelenen Nikolayeviç çoğu bilgeden daha fazla düşünceye sahip, aşkı konusunda daha da saftır. Daha da ilginci, bu coşkulu insana çevresindekilerin davranış biçimidir, kimileri yaltaklanır hainlik ederken kimisi reddeder, kimisi âşık olur, kimi saygı duyar, kimi gelir içini döker, aslolan budalanın kendisi değil bence çevresindekilerdir. Budala olmayan çevresindekilerin düştükleri durumlar daha da düşündürücüdür.

Zaman zaman, bu budala bir prens değil de bir peygamber, ya da günümüzdeki güç sahibi patronlardan biri olsaydı bu anlatılar anlamını yitirmeden aynen yerine konulabilir miydi, diye düşünmeden edemedim. Evet konulabilirdi. Ve hiçbir anlamsızlık oluşmazdı. Romanın en önemli yönü bu bana göre. 1860'ların Rusyası ile yaşamış, mezara gitmiş bir metin değil. Bu anlatıyla toplum, farklı kişilere olan bakışını, ikiyüzlülüğünü her zaman sorgulayabilir, eleştirebilir.


Budala, Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
Liza Knapp'ın Önsözüyle
çev. Mazlum Beyhan
711 sayfa, İletişim Yayınları, 2003, İstanbul.
Dizi editörü: Orhan Pamuk 


4 Haziran 2012

Pedallarla İkinci Hafta

İlk günler kaslarımızın bağırtısıyla geçti: belki de niye yıllardır onları kullanmadığımız için sızlanıyorlardı. Birkaç alüminyum çubuk ve 2 pedal-1 zincir bize, biz onlara alışmaya çalışıyorduk.

Aoba-dôri bulvarı, Sendai, Japonya 2008.

Şu kesin: Ankara'nın sadece yolları değil kaldırımları da arabaların hakimiyeti altında, kaldırımlar araziden beter. Çukurlar çökmeler kırık taşlar... Yayalar aslında trekking yapıyor bu kentte.

Bisikletliler ise cambazlık. Ne yol var ne kaldırım sürülebilecek.

Sırf gönlümce sürebilmek için Japonya'ya tekrar gidebilmek isterdim.

Tsunaminin vurduğu Sendai kentine..


Sun Mall Ichibancho, Sendai, Japonya, 2008.



Orada sadece yollarda değil, kaldırımlarda da bisikletliler için şerit ayrılmıştır, yola iniş için özel kısımlar vardır.

Toplu bisiklet park yerleri vardır. Onlarca bisiklet dipdibe, kilitsiz durur.

Bisikletliler için özel trafik levhaları vardır.


Arabalar yaya geçidi ortasında değil, gerisinin de gerisindeki çizgide dururlar.

Kaldırımlar yağmurda bile tek eliyle şeffaf şemsiye diğeriyle gidon tutan mini mini sevimli insanlarla doludur.

Hiçbir yerde su birikintisi göremezsiniz, tüm yağmur suları ağaçlara meyillendirilmiştir.

Aoba-dôri bulvarı, Sendai, Japonya 2008.

Dilerim ki belediye başkanları kentte bisikletliler için düzenlemeler yapar... Kenti daha da rahat araba sürülsün diye geçitlerle doldurmak yerine bisikletlilere de alan ayırırlar. Çünkü otobana dönüşüyor kentimiz.

Gelelim bu ikinci haftaya..
İlk 3 gün sürdünüz sürdünüz, anlıyorsunuz ki km sayacı almalısınız. Hızınızı bilmek istiyorsunuz.

Spor pabucum var, diyordunuz değil mi? Altı ince, daha rahat bir spor pabuç isteyecek ayaklarınız.

Eşofmanım var, mı dediniz? Dar paça, hatta termal giysiler gerekecek.

Ben kim karanlıkta sürmek kim, mi dediniz? Ön ve arka gece farlarını daha 4. günden almak isteyeceksiniz.

Hava kararınca boşalan sokakları, yaprak hışırtılarını duyabileceğiniz nadir bir sessizliği akşam yemeğine çıkmış renk renk kedilerle paylaşmaktan zevk duyacaksınız.

Translate