1 Aralık 2010

Gecenin Fırçası Yine

Pek bilinmeyen, odaların geceleri de yaşadığıdır. Lisede gece vakti karanlıkta kulakta müzik çalarken farkedilir böylesi bir şey. Odalar, gündüzleri ışıkla varolup geceleyin siyaha gömülmezler. Gerilerden duyulan müzikle, odaya sızan hafif ayışığıyla -ya da ayışığının yerini almaya başlamış şehir ışıklarıyla yaşarlar.

photo by Serra Dag
Bir sanat kitabı, neden mimarlık konusundan ileri gitmediğini soruyordu üzerinde çocuk resimleri olan ayraca, ayraç aylardır aynı yerde yan gelip yatmaktaydı; cafcaflığına, boyundan büyük sözler eden arka kapaklara kanılıp alınmış, sonra bırakılmış kitaplar kara kara düşünüyorlardı, biz nerede yanlış yaptık, diye. Bir filmden fırlamış kapak resmiyle Bir Geyşanın Anıları, belirsiz akıbetiyle kös kös oturuyordu, ne bir kitap toplama kampanyasına bağışlanabilirdi, ne de sevap olsun diye bir işçiye ya da kapıcıya. Albümler, pek sıkışığız, bir tane daha yanımıza istemeyiz, diye bir ağızdan fısıldaşıyor, bencillik ediyorlardı, tek bir rafı kaplamışlardı. Üst rafta ise stencil boyalı güzelim ahşap kutuda bazı boncuklar en son ne zaman takıldıkları konusunda birbirleriyle yarış ediyorlardı. Hemen yan kutuda ise nizam ile dizili ilaç kutuları, her boşluk değerlendirilerek, uslu uslu sıralarının gelmesini bekliyorlardı. Hepsi böyle kıpırdaşadursun, kitaplık, olası bir bebek haberiyle, bir beşikle değiştirilip kenara atılacağı günden korkuyordu. Tüm bunlar hüzünlü bir şarkıyla akıp gidiyordu mutlaka, coşkulu bir şarkıda ise dolap üstündeki valizler, -hâlâ deniz, yosun ve dağ tepe kokan- kıyılarına köşelerine sıkışmış bitki parçalarını birbirlerine gururla gösteriyorlardı; gidilen yerler hep rüzgârlı olurdu çünkü. Spor çantası hüzünle, yeniden ele alınacağı günü bekler, bekledikçe ezilir büzülür, ayrı düştüğü spor pabuçları anardı. Saksılar ise pencere kenarında sessizce uyumuş olurlardı.

18 yaşında yapılmış bir Gece yağlıboya resmi yalnızca geceleri konuşurdu, ona gündüz bakıp gündüz gözüyle anlamaya çalışanları kafasız bulurdu. Yazık, geceleyin onu görme lütfuna çok az kişi erişebilirdi. Halılar da, yere asılmış tablolar gibi, gece ışığıyla yeniden varolurdu.

En güzeli de dolunayın olup, sokakta ya da semtte elektriğin kesildiği kış geceleriydi; soğuk bir aydınlık buzlu beyaz yerleri aydınlatırdı, nedense kedilerin köpeklerin dışarıda gecelediği fikri içinizi üşütürdü. Hiç de araba geçmez olurdu o anlarda. Tüm sokak yıllarca yaşasanız bile böyle görmediğiniz bir şekilde işte karşınızdaydı, belki çöl geceleri de böyle beyaz, aydınlık ve soğuk olur gibi düşünmekten alamazdınız kendinizi. Mum bile yakılmaz, pencere pencere dolaşılıp sokağın bu boyası belleğe kazınırdı. Çünkü çevresindeki herşeyi yalnız günışığı ya da florasanla hatırlayanlar vardır.

Translate