25 Ağustos 2014

Barselona! Rüyalar Şehri - City of Dreams: Barcelona

Altı gün süren ve üç etkinliğin birleşik yapıldığı devasa bir konferans için Barselona'daydım. 3600 katılımcılı, kongre sarayına sığmayan bir etkinlikti. Tabii ki yalnızca bilim yapmadık, aynı zamanda çok meraklı turistlerdik; benlikleri parçalanmış, kente mi inse havuz kenarında güneşin tadını mı çıkartsa yoksa toplantı salonlarında bilim mi yapsa karar veremeyen turistler.

I was in Barcelona, Spain for a joint conference with 3600 participants, lasting for 6 days in July. Of course we did not deal only with science those days, but we were also very curious tourists at the same time, whose souls were divided sharply between whether to see the city, or enjoy the sun by the pool, or deal more with science indoors. 

Ben kente bir gün erken varınca büyük kısmını gezme şansım oldu, ayrıca diğer günlerde de akşamları gezdim. İki Barselona haritası ve bir de kitabıyla tüm hazırlıklarım tamamdı, Katalan arkadaşlardan önemli tavsiyeler almıştım. Daha gelmeden kentin ana dokusunu ezberlemiştim bile.

Since I had arrived a day earlier, I had a chance to see most of the important places recommended for a beginner of Barcelona that day; and also stepped out in the evenings to breathe the city as much as I could until the last day. I was ready for everything with my two maps and a thick guide book, also got the best tips from my Catalan friends before my flight.

Şunu söylemek şart: "Mimarlık bilmeyen giremez!" diye bir yazı asılabilir şehrin girişine. Londra'dan bile daha inanılmaz bollukta mimari örnekler bir arada bu kentte. Mimariyi seviyorsanız burası bir Cennet. Sağınıza solunuza tepelere bakmaktan boyunuz uzuyor.

I have to mention this: They should hang a sign at the entrance of the city: "Those who do not know/appreciate architecture shall not pass!" You will see many more finest examples of architecture here, than you can see in London. If you like architecture, here is a heaven for that. You can have a taller neck after looking to your right, left and above too much!

İlk gün Eski Kent'i içime sinerek saatlerce dolaştım. Metro sistemleri oldukça iyi, Londra'nınki kadar karmaşık değil, ya da New York'taki gibi pişmiyorsunuz. Ferah ve klimalı. Ama tamamen turist dolu, en çok da Almanlar vardı. İspanyol kadınlarını gür, uzun siyah saçlarından hemen tanıyabilirsiniz. Kentte bazı turistik merkezler birbirine çok uzak, o yüzden metro kullanmanız şart. Ama kimi yerler sade ve sadece yürünmeli, önce o kısımlardan başlayın.

I had a chance to see the Old City for hours the first day. The metro system is fine, not as complex as London, or boiling like the underground in New York. It has been built wider and with air conditioning. It was full of tourists, mostly with Germans. you can distinguish Spanish women from their long, healthy black hair immediately. Some touristic attractions are very far to each other, so you have to use the underground. But some regions deserve a long walk, so start from those places.

Önce Kolomb Anıtı'nı görmek gerek, İspanyol pasaportlarının ilk sayfasında Amerika kıtasına yaptığı yolculuk resmedilir, bu başarılarıyla gurur duyarlar; ve sonra Rambla del Mar; denizi görmek insana müthiş iyi geliyor. Köprüde ilerlerken yerlere yayılmış muhteşem buzdolabı mıknatıslarından anneniz için bir iki tane almayı unutmayın! Dönerken bir yat geçecek olunca köprüyü kapattılar, ve dakikalar içinde yüzlerce insan aynı yerde biriktik. Geçiş açılınca müthiş bir kalabalığın üzerinize geldiği anı görmek çok ilginçti. Gökyüzü ve bulutlar muhteşemdi, bu sayede yüzlerce fotoğraf çektim.

Columbus Monument is a must-see, all Spanish passports have a cool sketch of his journey to discover America in the first page, and they are rightfully very proud of it. Then, you turn to walk on Rambla del Mar, and the sea is fascinating to watch. Don't skip buying the magnificent fridge magnets to your mother on this deck! On the way back, they closed the passage to let a yacht pass, and hundreds of tourists arrived there in a few minutes. When the deck was reopened, it was very interesting to see a big crowd coming over you. To my luck, the sky and clouds were amazing, so I took hundreds of pictures.


Martılar Amerikan martılarından daha büyük ve şamatacı.
Seagulls are bigger and funnier than American seagulls.




Şimdiden alışın, her tarafta İspanyol ressam ve mimarların ismini göreceksiniz.
Get used to that, you will see the names of Spanish artists and architectures everywhere.

Hemen bir mola; Las Ramblas'ın başlangıcında minik bir İspanyol restoranı. Orada hayatımın tavuğunu yedim, market tavuğunun anlamsız plastik bir nesne olduğuna tekrar kani oldum. Midemin iki katı büyüklüğündeki tabağa sadece 12 € ödedim. Las Ramblas saatlerce yürümeniz gereken, dev ağaçlarla gölgeli, mağaza ve güzel binalarla çevrili upuzun bir yol.
A quick break: a small Catalan restaurant at the beginning of Las Ramblas. Had the chicken of my life, which was very big and nicely cooked. I was convinced (again) that the market chicken is a plastic object with no meaning. And I paid only 12 € for a plate twice as big as my stomach. Las Ramblas is a long road to walk, with the trees, shops and nice buildings aligned at each side.

Bu arabayı istiyorum!
I want this car!


Reial Meydanı; dört tarafı kafelerle çevrili, ortasında büyük bir çeşme olan genişçe bir meydan. Las Ramblas'tan ilerlerken sağa sapınca karşınıza çıkan bir sürü turistik yerden biri. Buraya gelmeden sola saparsanız Güell Sarayı sizi bekliyor, ancak önündeki turist kuyruğunun uzunluğuna hazırlıklı olun.
Plaça Reial is a wide square surrounded with cafes and a fountain in the middle; you can access there by turning right while walking on Las Ramblas. Another place before coming here is Palau Güell, but do not get shocked seeing the tourist line in front of it.

Palau de Generalitat binaları. Sokak lambaları ve çiçekler.
Palau de Generalitat. I love the street lights and flowers.

Ara sokaklardaki balkonlar. Bu tür detayları çekmeyi seviyorum, kentte süren gerçek yaşamdan kesitler sunuyor, herkesin görmek için gittiği ve görüp döndüğü yerler haricindeki yaşamı.
The balconies of the buildings behind the main tourist attractions. I love taking photos of such areas. There are always some details of real life going on there, rather than the famous regions where everyone goes to see.

 Katedrale şort veya kısa etekle girmeniz yasak. Hava 36 C olunca ve %70'i turist olan bir metropoldeyken bu kural pekçok turistin kapıda kalmasına sebep oluyor elbette.
You are not allowed inside the cathedral with your shorts or skirts. When it is 36 degrees Celsius a lot of tourists have to stay outside and protesting.

Katalan Konser Sarayı. Muhteşem bir hediyelik eşya dükkânı var. Günlük turlar sabahtan öğleye kadardı, ben akşama doğru ulaşınca katılamadım. Konser salonu ve duvarları, sütunları muhteşem bir işçilikle yapılmış. Madem göremedik, kartpostallarını alalım dedik; uçlarında minik kemanlar oturtulmuş kalemler bile vardı.
Palau de Musica Catalana. Has a very beautiful gift shop, not to be missed. Daily tours are from the morning until afternoon, so when I arrived in the evening, I could not see inside the concert hall. However, I bought nearly all the postcards. There were even some pencils on which miniature violins were placed at the tips.

 Parc de la Ciutadella. İspanyol arkadaşlarımın kaçırmamamı söylediği yer. Merdivenlerden heykellerin tepesine dek tırmanıyorsunuz. Çok geniş bir park, zemin tamamen kum, rüzgârda sıkıntı olabilir. Ortalık oynayan çocuklarla, müzik yapan gençlerle dolup taşıyordu. İçinde genişçe bir göl de var, suyun içinde büyüyen ağaçlarıyla birlikte. Parkın ucuna doğru gizli kalmış güzel havuzlar da var.
Parc de la Ciutadella. My Catalan friends' firm suggestion to me to visit. You can -in fact, should-climb the stairs to get behind the statues at the top and enjoy the scene. It is a vast park, sand on the ground, may give a hard time with strong wind. Very crowded with kids playing, people dancing or cycling or making live music. you can see a pond with the trees growing in, and some hidden gems towards the end of the park.


Parkın diğer ucunda hayvanat bahçesi de vardı, ama artık ayaklarımda hal kalmadığından geri döndüm. Yazının devamı gelecek, Barselona tek bir yazıya sığmayacak kadar zengin bir şehir.

There was a zoo at the end of the park, but I headed back to hotel since I had no strength left in my feet. To be continued...

27 Temmuz 2014

Kopenhag, Danimarka! - Copenhagen, Denmark!


Üç günlük bir konferans için Kopenhag'a indiğimde beni 15 dakikada kent merkezine getiriverecek beş yıldızlı otelden hallice bir tren bekliyordu. Hava serindi, oysa Haziran ayıydı, sıcaktan kaynayan bir İngiltere'yi ardımda bırakıp gelmiştim.

Metro sistemleri çok gelişmiş, herkes İngilizce konuşabiliyor, ama İngilizce bilgilendirme tabelaları hiç yok sokaklarda. Özellikle Ulusal Müzeyi ararken zorlandık, çünkü haritada bazı sokak isimleri de atlanmıştı.

Danimarka pahalılık anlamında gerçek bir çılgınlık. Yüzlerce Kuron veriyorsunuz bir içeceğe, aslında birkaç sterlin ya da Liradan fazla etmiyor.

I was welcomed with an underground train which was no different than a 5-star hotel suite when I landed Copenhagen for a 3-day conference. It was cold, although it was June; and I had left an England which was boiling behind me.

Underground system is excellent, everyone can speak English fluently, however there were no signs in English anywhere. It made our lives hard especially when we were looking for the National Museum of Denmark, because some street names were skipped in the maps.

Denmark is a total madness considering the prices. You pay hundreds of krone to a bottle of drink, which is actually a few pounds or Turkish Liras.



Kopenhag Kent Merkezi binasında konferans katılımcılarına bir hoşgeldin resepsiyonu yapıldı. Tarihi binaları görmek çok güzeldi.
There was a Welcome Reception for the conference participants in Copenhagen Town Hall. It was nice to see all those historical buildings around.



Flaman keki. Elmalı, bir harika. Zaten o kadar çok tatlı türü var ki hayatımdaki en sağlıksız beslendiğim 3 günü geçirdim diyebilirim.
Danish pancakes. With apple and cinnamon. Lovely. There were so much of these desserts that I can say these 3 days were the days in which I had the most unhealthy nutrition in my life.

 Hediyelik eşyalara bakmakla yetinmedik, bir de fotoğraflarını çektik. Alabileceğiniz en akla ve cüzdana yatkın şeyler kartpostallar. Buzdolabı mıknatıslarını ilginç bir şekilde otelde daha ucuza bulabiliyorsunuz!

We not only watched the gifts in the shops, but also took pictures of them! The cheapest and most logical gifts for your budget are the postcards. Interestingly, the fridge magnets were available for cheap in the hotel reception.




Nyhavn, gerçek bir güzellik. Burada oturup bir şeyler atıştırmak çok keyifli, hele yanınızda tam kafanıza göre insanlar da varsa! Büyük porsiyonlarda gelen yemeği paylaşın, böylece finansal olarak çökmezsiniz. İleriye yürürseniz denize kadar gidebilirsiniz, ayrıca nehir turları da var.

Nyhavn is a total beauty. The most interesting tourist attraction. Try to find a place in the cafes or restaurants here, and you are lucky if you are with friends. Share the food that comes with big portions, so you will not ripped out of money. You can walk towards the end of the canal till the sea, there are some canal tours too.

Nyhavn'da saklı bir bahçe. Böyle keşfedilmemiş yerleri ancak tabana kuvvet gezerseniz görebilirsiniz.
A secret garden in Nyhavn. You can discover such hidden gems only by walking around.




 Çok şanslıydık, gün batımı bize harika bir görüntü sundu.
We were lucky, the sunset gave us a nice view with purple clouds.


Sokaktaki canlı heykel sanatçıları. Aniden hareket edip ödünüzü patlatmakta ustalar.
The living statues in the streets, experts to scare you suddenly with movements.



En sevdiğim cadde fotoğraflarımdan biri. H.C. Andersen Bulvarı. Yürümek ve tadını çıkarmak için sessiz bir cadde.
One of my favorite photos. H.C. Andersen Boulevard. A quiet place to walk and enjoy.


Danimarka Ulusal Müzesi'ne yaklaşırken.
On the way to National Museum of Denmark.

Ulusal Müze'nin iç avlusu. Çok sakin, ilham verici.
The backyard of National Museum. Very quiet, inspiring.

Son olarak sokak müzisyenleriyle bu geziyi noktalıyoruz. Telefonum bu sanatçıların çaldığı muhteşem parçaların videolarıyla doldu taştı.
Finally, we came to an end to this trip with the lovely music of the street musicians. My cell phone is filled up with these videos.

5 Temmuz 2014

Joseph Fouché - Bir Politikacının Portresi

Bu kitabı okumanın tam yeri tam zamanı!

Fransız Devrimi döneminde yaşamış, politikaya girdiği 1790 yılından son sürgününe gönderildiği 1816 yılına kadarki zaman içinde siyasetin her döneminde yer alan ve ayakta kalmayı başaran bir adamın portresi. Hiçbir şeyden ve hiç kimseden korkmamış, her zaman arka plandayken ipleri elinde tutmayı bilmiş; zeki, soğukkanlı, iktidar ve güç uğruna hiçbir şeyden çekinmeyen Joseph Fouché.

Bu herhangi bir bukalemunun, güç esirinin yükselip çöktüğü sıradan bir hayat hikâyesi değil; içinde yeni bir çağı başlatan ve yılını ezberlemekten başka hiçbir yönünü bilmediğimiz Fransız Devrimi'nin ardından halkın ve meclisin geçirdiği bilinmeyen evreler gözler önüne seriliyor - siz ihtilâl oldu kavga bitti sanıyordunuz değil mi? Oysa devrimin ardından çok kan döküldü, Meclis Devrim adamlarının diktasıyla kıvrandı bu kez, vekiller korku içinde gıklarını çıkaramazken tek adamlar hüküm sürdüler, bir ara Kralcılık yeniden hayat bile buldu!

"Tarihte, milyonlarca insanın kaderiyle oynamak gibi kötü bir zevkten doymuş ve aklı başında olarak zirveden ayrılan siyasetçi sayısı bir elin parmaklarını geçmez."

Devrim'in tüm altın adamlarından geriye kalan Robespierre'in yükselişi ve düşüşü, Napoleon Bonaparte'ın yükselişi ve düşüşü, Elysee sarayının kapılarına dayanan düşman orduları ve tüm bu olaylarda aslında kimsenin adını anmadığı silik bir adamın parmağının olması ancak komplo teorileriyle dolup taşan filmlerde mümkün olabilirdi.

"Yönetmenin ve emir vermenin sarhoşluğunu bir kez tatmış olan, bir daha vazgeçemez ondan." 

Aslında ikinci adamların, birinci adamları kudretli kıldığı ve sonra da siyasetin ve tarihin bu güç sahiplerine mutlaka sırtını döndüğü, o erkin bedelini en acı şekillerde ödettiği gerçeğini görmeniz için muhteşem bir fırsat. Siyasete tüm bu başlangıç ve sonları göze alarak girersiniz, ve yönetmenin sarhoşluğunu bir süre tadarsınız, ancak daha sonra, içlerine korku saldığınız ve sahneden sildiğiniz pekçok kimse gibi, aynı korkular size de yaşatılacaktır ve birileri mutlaka sizi sahneden silecektir.

"İktidar Medusa'nın yüzü gibidir, ona bir kez bakan, bakışlarını bir daha başka yöne çeviremez." 

Zweig sadece bir adamın değil, tarihten gelip geçmiş milyonlarca güç arayan ve elde eden siyasetçinin, hatta güç arayışı ve siyasetin psikolojisine de el atıyor. Çünkü kaç kere sürgüne gönderilirse gönderilsin, ödül ve ayrıcalıklarla sürgüne gönderilmeyi başaran, yine de uzaklardayken kendini siyasete dâhil etmeden yapamayan bu adamı, ve hatta günümüzdeki siyasetçilerin bu ısrarını, inadını okuyucu zihninde aksi türlü görünür kılması imkânsızdır.

"Sadece hainlerden öğrenmişimdir gerçeği." Napoléon Bonaparte 

Siyaseti aslında sevmeyen, bu konularda tarih bilgisi oldukça sığ okuyucular için hiçbir sıkıntı yok, çünkü Stefan Zweig okuyucuyu anlattığı insanın insani yönleriyle kucaklamıştır her zaman. Bunun dışındaki her şey, o portreyi tamamlayan, çevresinde bir girdap gibi akıp değişen olaylar ve kişilerden ibarettir. Ayrıca dünyaya ve siyasetle ilgili ilgisiz herkesin yaşamına yön veren bu kavramı bildik tarihler ve kişi adları listeleri kalıbından çıkaran bu kitap, her cümlesinden alınacak derslerle, aslında çok büyük bir değerdir ve okuyucu için bir kazanım olacaktır.



Joseph Fouché - Bir Politikacının Portresi
Stefan Zweig
çev. Gülperi Sert, 
Can Yayınları, 4. bası, 214 sayfa, 2013.

24 Haziran 2014

Azize Martha Kilisesi'ne Bir Gezinti - A Trip to St Martha's

Muhteşem bir Mayıs günü Guildford'da Pilgrims Way üzerinden Aziza Martha Kilisesi'ne doğru yürüyüşe çıktık. Beş dakikada böyle yemyeşil alanlara çıktığımıza inanamadım. Böyle alanlarla burun buruna yaşıyoruz. Harika.

We decided to walk to St Martha's church by taking Pilgrims Way on a lovely, sunny Sunday in May. It was unbelievable to reach untouched green areas just in 5 minutes from the town centre. We are living very close to such vast green regions and it is fantastic.

Ormanın bir bölümünden çıkınca karşımızda kırlarda otlayan İngiliz atları çıktı. Biri hemen yanımıza geldi. Çok meraklıydı. Sonra siyah olan uzaklaştı, bu kez doru bir at geldi ama daha ürkekti. En son bir beyaz geldi epey gitmek bilmedi yanımızdan.

After walking for a while in the forest,we saw a couple of English horses, enjoying the sun and the grass. One of them approached immediately. He was gorgeous. Black and shining like a pearl. Later, another one came towards us, but this one was a little bit shy. Lastly, a white horse looked up and approached. He was very curious, sniffing everything.






Daha sonra tırmanışa geçtik. Epey bir tırmandık. Nefesimiz tükenirken kiliseye ulaştık. Ayrıca araba yolu da var. Yürüyüş yapanlar ve atla gezenlerle de karşılaşıyorsunuz. İngilizler böyle durumlarda selamlaşmayı çok seviyorlar.

Then we started climbing the steep road. We reached St Martha's Church the moment we were out of breath. As we climbed the view was becoming amazing, but still mostly covered with branches and bushes. There was also a separate road for the cars, and people are used to ride horse on this path. British people love to greet each other as they meet during walking.

Kilisenin bahçesinin muhteşem bir manzarası vardı. Ayrıca bir aile de piknik yapıyordu, sandviçler, içecekler, mini mini sarışın çocuklar... Yaşlı büyüklerini hava almaya güneşlenmeye getirmiş yetişkinler.. Kapıda meyve suyu dağıtıyorlardı.

The view from the church garden was stunning. It was not possible fully capture the view with ordinary cameras. There was a family, doing picnic on the grass, with the sandwiches, drinks, little cute children playing around. There were some people who had brought their elders to have some fresh air and sun. They were selling some fruit juice at the door and we got some.

Sonra inişe geçtik. İniş aslında tırmanıştan daha zor. Güneş çok tatlı bir konuma gelmişti. Bu kez atları sevdiğimiz yoldan ayrı bir patikaya saptık. Kırların içine daldık.

Later we headed downwards the hill. It was more difficult than climbing actually, to control the legs and muscles. Now the sun reached a better position in the sky, so the photos were better. We saw the horses again, and entered a narrow, new path inside the fields.






Önümüzde ardımızda çocuklarıyla yürüyenler de vardı. Onlar için bunlar sıradan haftasonu yürüyüşleriydi.

We were not alone on the path. There were people with their children, walking too. This was nothing new to them, a usual walk on Sunday in the nature. How lovely!


Yine tırmanış. Ama bu sefer alçak bir tepeydi. Tepeye vardığımızda oldukça güneş ve rüzgâr vardı, oturup sandviçlerimizi meyvelerimizi yedik. Ayaklarımızı uzattık! Biz otururken yanımızdan köpeklerini gezdiren, ya da yürüyüşe çıkmış ileri yaşta insanlar geçiyordu. Aklıma, köpeği sadece apartman bahçesinde dört döndüren komşular geldi. Bu hayvanlar burada ne kadar mutluydular. Tüm kırlar, doğa, uçsuz bucaksız, onlarındı.

Climbing again. This time a lower hill, not very steep. When we reached the top, we felt the wind and sun, sat down and had our food. We rested a while. People had gone out for a walk, mostly elder ones, or some people with their dogs. I remembered some neighbors in my city who were taking their dogs out to the garden of the apartment, but nowhere else! How happy these dogs were! And how lucky! They had all the green, the grass, the nature under their paws.



Daha sonra tepeden ilerledik ve kent merkezine indik. Yaklaşık üç saat sürmüştü ve havanın hakkını vermiştik. Teşekkürler sevgili Pınar!

Then we walked down the road to the town centre. It was a 3-hours-walk and we did our best in this lovely weather. Thank you for this day dear Pinar!


Translate