26 Şubat 2011

CİNLER

Kim demiş, ikinci başlangıçlardan hayır gelmez diye. Ağzımda hazır gıda tadı bırakan birkaç romandan sonra bambaşka çeşnilerin farkına varmış gurmelerin aşermesi gibi Dostoyevski'yi yeniden elime aldım. İlk başta, Rusçanın tüm o kendine özgü karmaşasıyla karşılaşıp yolumu kaybedince yarım bırakmıştım bu romanı.

İsimleri not kağıdına yazarak yeniden elime aldığımda, köprünün altından akmış onca kitaba karşın, her sayfayı anımsadığımı gördüm. Bunun sebebi, Dostoyevski'nin cümlelerinin bir şiir gibi zihninize kazınmasıdır. Pek çok kitap okuyabilir, birbirine eş bir sürü cümleye denk gelebilir ve artık şaşırmayabilirsiniz, ama Fyodor Mihailoviç'in cümleleri için böyle bir durum sözkonusu değildir, rastlarsanız bu apaçık intihaldir. Çünkü onun cümleleri salt cümle değil, o sayfanın resmettiği bir yaşamdan yükselen sesler gibidir, ağızdan çıkar görünürler; oysa kitabın koca bir resme dönüştüğü anlardan birindesinizdir yalnızca. Bunu her detayı sayfalarca betimleyerek de yapmaz, birkaç fırça darbesiyle kalanını size bırakan ressamların yolunu izler. Samimidir, insanları da besteler, zayıflıkları, zaafları, yanlış kararlarıyla.

Orhan Pamuk'un önsözüyle, gelmiş geçmiş en büyük siyasal romanlardan biri olduğu fikrine romanın ortasına dek katılmayacaksınızdır, ama bir anda herşeyin dönüştüğünü, okuduğunuz şeylerin yalnızca gerçekleri örten bir perde olduğunu görürsünüz. Yazar bunu hiç de göze sokmadan, saman altından su yürüterek yapar neredeyse, sizi 400 sayfa boyunca görünürdeki başka olaylarla kandırır gibi yapar ve sonunda kimsenin o sandığınız kişi olmadığını farketmeye başlarsınız. Tüm siyasi şeyler, Rus kültürü içinize kilim gibi dokunarak anlatılır aslında. Atılan her düğümün, her rengin bir de öte yüzü vardır. Sadece kişiler değil, ufak Rus kentinin toplumu da katılır olaylara, katılmazlarsa bile etki gösterirler, 4-5 kişinin çevresinde savrulan bir 703 sayfa değildir bu. Günümüz siyasetinin tüm çıplaklığıyla medya ve toplumda yansıması şeffaf görüntüsüne rağmen ne kadar sıradan ve sıkıcı geliyorsa -ve aslında ne kadar gerçekdışıysa, siyasetin bu kadar dolaylı olarak yer aldığı bu kitapta aslında daha saf ve etkili olduğu aşikârdır.


Cinler, Fyodor Mihayloviç Dostoyevski,
çev. Ergin Altay
703 sayfa, İletişim Yayınları
Dizi editörü ve Önsöz: Orhan Pamuk

14 Şubat 2011

KOKU

Görsel varken yazı neye yarar?

Gelişen teknoloji ve hızını alamayan hayatın karşısında bu soruyu sorabilecek herkese birisi çoktan bir yanıt vermiştir: Süskind.

Bir film izlerken sürekli açıklama yapan bir üst ses dinlemek ne kadar anlamsızsa, bazı kitapların filmi de o kadar yavan olmaya mahkûmdur. Onyıllarca her türlü yönetmenin filmini çekmeye çalıştığı bir romandır bu. En sonunda bir filmi çekilebilmiştir, ancak film kitabın bir görsel özetidir, denemesidir yalnızca. Bunun sebebi asla görsele dökülemeyecek, sinemanın devamlılığıyla ifade edilemeyecek duygulanımlar, arayışlar ve içsel durumların kitapta son derece bol olmasıdır. Bunun da sebebi, yazarın, koku gibi, asla ele avuca sığmaz, dokunulamayan tadı alınamayan görülemeyen ve işitilemeyen bir şeyi, kelimelerle anlatmaya soyunmuş olmasıdır.

Kahramanın üzerindeki, okudukça sizin apaçık gördüğünüz, oysa kitapta kelimelere asla dökülmemiş bir sis misali uğursuzluğu sinemada hiçbir CGI teknolojisiyle kendinize güldürmeden yaratamazsınız. Oysa bunu kelimeler yapar. Bundan adınız gibi eminsinizdir. İşte kelimelerin ve cümlelerin yaratma gücü budur. Bambaşka bir dünyaya açılan kapıları görürsünüz sayfaları çevirdikçe. Yazının gücüyle. Yaşamınızda okuyabileceğiniz en etkileyici romandır. Bu kitabı okumadan ölmemek gerekir.


Koku (Das Parfum), Patrick Süskind
çev. Tevfik Turan
260 sayfa, Can Yayınları

2 Şubat 2011

Ölme Yasağı

Gencecikken ölünmez, ölüverilir. Aniden ölünmez, sanki yavaş yavaş ölmek gerekir. Yalnız ölünmez, kesin intihardır kalp krizidir hap krizidir.

Ölmeye dair bu yasaklar...

Daha birkaç gün önce dans ederken hiç durmadan konuşurken gördüğünüz kadın ölemez, ölmemiştir dalga geçiyordur. Ölüm haberi tez yayılınca, 2 yaşında çocuğu var, denirken neye isyan edilir? Akşam içmeye gitmiş geceyarısı ölmüşse çok içmiş de ondan diye yaftalar hazır bekler. Yok o bahane içlere sinmezse daha beter suçlamalar pusudadır. Kesin bazı ilaçlar alıyordur da ondandır. Kesin gizli bir şeyi vardır. Herşeyi sebeplendirmek ilişkilendirmek kadar kötü toplumsal bir huy olamaz.

Kimi gözyaşı dökerken, kimi ölemez ölemez derken uzaklardan gülüyordur ruhu belki, Dünyanın ne kadar üç günlük, dertlerin ne kadar saçma, kavgaların ne kadar boş olduğuna. Çevremizdeki herkesin başına gelse de anlamamakta ısrar ettiğimiz tek şeyin ölüm olduğuna.

Translate