27 Ekim 2011

El Değmemiş İnci

Mutlaka okudunuz. Hakkında çok şey yazıldı çizildi, canlı yayınlar bağlantılar röportajlar yapıldı. Her gün belki onlarca yaralı, ölüm, diriliş kan revan gören, bunlar arasında kendi içinde bir adalet duygusu oluşturmaya bile vakti ve izni olmayan bir doktoru, bir hastane başhekimini bile inanamayacağı kadar şaşırtan olay, bir annenin bebeğini nasıl yaşattığına dair savaş bizi niye bu kadar etkiledi, onu yazacağım.
Azra, yani isim anlamıyla el değmemiş inci, erken merhaba dediği dünyada kimi insanların bir ömür başına gelmeyen bir şey yaşadı. 2 gün deprem yıkıntılarının altında kaldı. Bu bizim dışarıdan gördüğümüz şey. Azra'nın gördüğü şey ne biliyor musunuz?
Henüz gündüz gece gibi şeyleri ayırt edemeyip beslendikçe uyuduğu bir dönemde olduğu için, karanlık bir yerde annesinin göğsünden hiç ayrılmadığı, uyuması için beşiğine bile konmadığından belki önceki birkaç güne göre daha mutlu geçirdiği iki gün yaşadı. Henüz gözleri de görüşünü tam geliştirmediği için, sadece kokusundan tanıyabildiği annesiyle dipdibe bir 48 saat geçirdi. 24 saat emzirilip, bol bol öpücüklere boğuldu (annesi sütü yetmediği zaman onu tükürüğüyle besliyordu aslında).
Bir canlıya, varolduğu koşullardan bu kadar farklı koşullarda olduğunu sandıracak tek şey bir annedir. Ne paradır ne pul, ne köşkler ne dadılar ne de başka peşinden koşulan hırslar ve metalar.
9 ay karnında taşıdığın, her türlü eziyetini çektiğin, vücudun altüst olduğu halde müthiş bir bağ kurabildiğin için değil Cennetin ayaklarının altında olması. Vücudunun binyıllardır ezbere bildiği bir işleyişiyle sen hiç farkında olmadan karnında gözler, parmaklar, saç kökleri bile yaratıldığı için de değil. 40 gün mezarının açık kaldığı bir doğum meselesini yaşamandan ötürü de değil; doğduktan sonra 40 yıl yine ona bitmez tükenmez emekler verdiğin için de değil aslında. Senden ayrı, başka bir varlığı yaşatmak için bu kadar, karşılıksız vermenden, kendin bir Cennet olmandan dolayıdır ki Cennet ayaklarının altındadır.

Çünkü bir ana, bir cennetteki güzellikleri var edecek güçten yoksun olduğu halde yavrusuna gerekirse bir cennetteymiş hissini verebilecek zayıf, fani, yüreği kocaman bir kuldur. Bu yüzden Yaratan, Kendi yarattığı Cenneti, tek bir kulun, yine Kendi yarattığı ananın ayakları altına sermiştir.

26 Ekim 2011

Destek Olmak

Sizlere sadece, yardım edebileceğiniz kanalları önermekle yetineceğim. Ben her yardımın bireysel, gizli ve anonim olması gerektiğini düşünenlerdenim. İyilik yapın suya atın, kimse görmesin; sadece siz ve Yaratan bilseniz yeter.


Kızılay'a destek olun

Kızılay’a 2868’e boş SMS atarak 5 TL yardım yapabilirsiniz. Daha fazla yardım yapmak istiyorsanız daha fazla mesaj atın.



Kızılay'dan yardım için uyarı

İkinci el, kullanılmış giysi, ve benzeri malzeme göndermeyin. Küçük yardım paketlerinin dağıtımı çok zor, mümkünse yardımı topluca gönderin. Küçük de olsa maddi bağış, en iyisi.



AKUT'a destek olun

AKUT’a 2930’a boş SMS atarak 5 TL yardım yapabilirsiniz. Daha fazla yardım yapmak istiyorsanız daha fazla mesaj atın.



Başbakanlık yardım kampanyası başlattı

Açıklamada, yardım kampanyasına katılabilmek için gerekli banka hesap bilgileri şöyle:

Hesap adı: Van Depremi İnsani Yardım Hesabı
T.C. Ziraat Bankası Aşağı Ayrancı Şubesi Ankara
TL hesabı : TR600001000820555555555031
ABD Doları hesabı: TR330001000820555555555032
Avro hesabı : TR060001000820555555555033


Vakıflar Bankası A.O. Finansmarket Şubesi Ankara
TL hesabı : TR620001500158007299317599
ABD Doları hesabı: TR430001500158048013094088
Avro hesabı : TR320001500158048013094092


Halk Bankası Bakanlıklar Şubesi Ankara
TL hesabı : TR190001200940800005000015
ABD Doları hesabı: TR210001200940800058000100
Avro hesabı : TR910001200940800058000101"


Ne yardım yapabilirsiniz, nelere ihtiyaç var? Son bilgiler için sosyal medyayı kullanın:
Twitter: @VanDayanisma
Facebook: www.facebook.com/vandayanisma
Blog: http://yalnizdegilsinvan.wordpress.com/



Yaysat yardım malzemelerini ulaştıracak

Yaysat da depremzedelere yardım malzemelerini ulaştırmak için harekete geçti. 207 bayisi ve 165 nakliyecisi ile beraber Türkiye'yi kapsayan geniş dağıtım ağını ve araç filosunu bölgede evsiz-işsiz kalan halka yardım götürmek için organize eden Yaysat, Van'daki bayisinden yardım kolilerinin dağıtımını yapacak. Yaysat'ın kampanyasına katılmak için yapılması gerekenler şunlar:

- Çadır, battaniye, çocuk bezi, bebek maması, kullanılmamış giysi ve ayakkabıları ayrı ayrı kolilemek;
- Kolilerin içinde ne olduğunu, belli olacak şekilde üzerlerine yazmak.


Yardımlarını Yaysat aracılığıyla ulaştırmak isteyenlerin başvurması gereken Yaysat noktaları ve yetkili isimler şöyle:

İstanbul-Merkez: Didem Keskin / Doğan Medya Tesisleri, Sanayi Mahallesi, 1650. Sokak No:2, 34517 Esenyurt / İstanbul

Depolar:
İstanbul - Ekrem Salur- Evren Mah.Gülbahar Cad.Hürriyet Medya Towers 34212 Güneşli / İstanbul
Ankara - Uğur Ocak - Doğan Printing Center, Esenboğa yolu üzeri 16.km Dereyurt mevkii / Sarayköy/Ankara
İzmir - Emrah Doğan - Doğan Printing Center Ege cad. No:36 Sarnıç 35410 Gaziemir/İzmir
Adana - Ali Çarboğa - Yenidoğan mahallesi Girne bulvarı no:321 Hürriyet tesisleri 01250 Yüreğir/Adana
Antalya - Mehmet Atalay - Doğan Printing Center havaalanı yolu? Koyunlar köyü mevkii 8. Km. Antalya
Trabzon - Köksal Alioğlu - Hürriyet-Milliyet Tesisleri Arsin Organize Sanayi Bölgesi Arsin/Trabzon



kaynak: CNNTÜRK websayfası, 26.10.2011


8 Ekim 2011

7 Ekim 2011

Cevdet Bey ve Oğulları

Bir ilk roman. Bir ilk roman için inanılmaz bir dil, işleyiş, kurgu. Daha sonraları çok duyulan, bir anda ülkeyi kasıp kavuran kitabının aksine, ilk okunması gereken kitabıdır.

İnsanı boğmayan, kendi düşgücünü sıkboğaz etmeyen, kâh düşünemeyeceği, kâh düşünebileceği ama böyle yazamayacağı bir ağ. Aile bağları değil, aile ağları. Abdulhamit'in son yıllarında ilk Müslüman tüccarlardan. Kendine dair bir cesareti, hayalleri olan bir adam. Bir Paşa kızı olan Nigân Hanım ile evlenişiyle, kızın babasının evine ziyaretlerle başlayan iç dünyasının sırlarından ölümüne dek, etrafına oğullarını da alan, zamanla oğullarını kapsamaktan çıkıp oğullarının kapsamaya başladığı yaşamını anlatır; güzel bahçeli köşkünde geçen mevsimleri, doğan çocuklarıyla birlikte, yavaş yavaş yok olan, silinen bir iç dünya ve gelip çattığını farketmediğimiz ölüm gününe rastlarız bir gün. Oğullar,  ikisi de birbirinden başka, hayalleri, idealleriyle, hayatın onlara hazırladığı sürprizlerle yoğrulurlar.

Büyük oğul; Osman, tipik bir büyük oğul, baba işini devralacak ve büyütecektir, hanımı da bir ilk gelin olarak ağırlığını koyacaktır. İki oğlun iki arkadaşı da katılır romana, Ömer ve Muhittin. Bu dört arkadaş sürekli paylaşırlar, anlaşamazlar, kavgalar ederler ve oturup köşkte kaçamak içerler.

Ömer, hırslı, tuttuğunu koparan, bir o kadar da gururlu; nişanlanır, o zamanların kuralları gereği, nişanlısını babaevinde ziyaret eder. Ancak devir, açılamayan yüreklerin, dökülemeyen sözlerin devridir; herşeyin tavırlarla, bakışlarla anlaşılması beklenmektedir. Ya da daha da kötüsü, hiçbir şey anlaşılmaması gereken tavır ve bakışlarla, sevdaların sonlandığı bir devirdir. Ömer, bir kaçış olarak Doğu'da uzak bir ilde, karakışta yapılan bir demiryolunda çalışmaya gider, orada zamanla kar ve dağ sessizliğini kazanır. Çalışan insanları, doğaya sessizce saygı gösteren insanları okuruz. Muhittin bir şair olmak istiyorsa da, pek başarılı olacak gibi değildir. Zamanla, herkesin savrulan ve değişen hayatları gibi, o da bir amaç uğruna savaş vermesi gerektiğini düşünerek Türkçülere katılacaktır.

Küçük oğul, Refik ve hanımı Perihan, Cevdet Bey'in ölümüyle bir apartman dairesine taşınırlar ve kuşaklar boyu yaşanılan, insan sesi, sevinçleri ve yaslarıyla kavrulan köşkün bildik hayatından, bir sürü kişinin yakın, ama daha da uzak oldukları bu yeni yaşama biçimine alışmaya çalışırlar. Artık herkes apartmanlarda oturmaktadır, komşuluk dipdibe oturup duydukları seslere göre yorum yapmaktır; evlatlar asidir, sokaklara çıkarlar, gezerler, ileride ne olacaklarını önceden kestiremezler.

İlk sayfalardaki sizi sarıveren Osmanlı'nın son devrelerinden bir anda sizin de tanıdığınız, bildiğiniz bir çağa, apartmanlar ve modernlik çağına nasıl gelivermişsiniz, son sayfada hayret edersiniz. Yine de herkes, hep daha iyiyi, daha çok mutluluğu aramanın umudunu taşır içinde, bu da size bulaşır. Her delikanlı, bambaşka noktalarda bulur kendisini, kitabın sonunda, okur da buna şaşakalır, üstelik bu noktalar gökten zembille inmemiş, varılacakları tüm kitap boyunca size siz bilmeden fısıldanmıştır. Asla populist bir izlenim yaratarak yüksek baskılara ulaşma gibi bir dert edinmeyen; hiçbir zorlama, zamanına uymayan aykırılık, zıtlığı ilgi çekici hale getirme pahasına abartılmış uyumsuzluk, uydurma fazlalık taşımayan, duru ve etkileyici bir roman.


Cevdet Bey ve Oğulları, Orhan Pamuk
610 sayfa, İletişim yayınları
2009.

Basından IV

TEMMUZ 2011 HABERTÜRK


Basından III

MAYIS 2011 HABERTÜRK


Translate