29 Ekim 2012

Delikanlı

Büyük eserlerinin arasında hiç anılmayan, gizli kalmış bir yapıttır Dostoyevski'nin Delikanlı'sı. İlk sayfalarda bir Suç ve Ceza'nın ön çalışması, bir taslağı izlenimi verebilir size. Ancak daha sonra roman, bu izlenimden kurtularak kendi başına büyümeye, bir özgün sanat eseri olmaya doğru ilerler.

Bir kitapla ilgili fikirleriniz, ondan önce okuduğunuz pekçok kitapla birliktedir, bu nedenle bir kitap üzerine hiç kimse tek bir görüşte birleşemez. Açıkçası bu kitaptan önce Suç ve Ceza'yı okumuş olmak, onun etkilerinden kurtulmam için düşünmeye yöneltti beni ve daha güzel bir tat almamı sağladı.

Delikanlı, Arkadiy Makaroviç (Andreyeviç) Dolgorukiy'nin ta kendisi; Dostoyevski'nin kendi yüreğinden en çok iz taşıyan karakteridir bana göre. Baba figürünün özlemi ve nefreti arasında geçmiş kayıp bir çocukluk ve babayla (Andrey Petroviç Versilov) buluşma, onu çözmek için geçilen çetrefilli yollarda annesi, kızkardeşi, yasal kardeşler ve babasının ilişkide olduğu iki soylu ailenin arasında savrulur...

Her romanında olduğu gibi edebiyat dünyasına bir klasik karakter kazandırır yazar, bunda ise bu kişi Versilov'dur. Versilov'un yasadışı oğlu olan Arkadiy, babasının çağırması üzerine Petersburg'a giderken yüreğinde herkesten gizlediği bir ülküsü vardır. Kente gelmesiyle içine girdiği bazı çevreler onu ülküsünden uzaklaştırmaya başlar.

Yazarın en katmanlı yapıdaki kitabı bence bu kitap. Olayları önce Arkadiy'nin başından geçenlerle görüyorsunuz, sonra farklı kişilerin farklı zamanlarda anlattıklarıyla aynı olayların bambaşka yönlerinden haberdar oluyorsunuz, tıpkı dev bir bulmaca gibi. Sonlara doğru artık çok iyi bir polisiye okuyor olduğumdan emindim, oysa hiç sevmediğim bir türdür, ama Dostoyevski bu kanımı içeriden yıkmıştı. Olayların geçtiği süreler oldukça kısa ve sayıları azdır, ne var ki birbiriyle bağlı herkesin farklı bildikleri nedeniyle kitap 600 küsur sayfaya yayılmıştır.

Bu kitap Rus yaşamı üzerine değil, fikirleri üzerine çok derin detaylar verir. Her bir kişinin öyküsüyle başka bir yönüyle tanışırız Rus'luğun. Hiçbir yerde yenilen yemekler, mekanlar üzerine detaylar yoktur. İnsan betimlemeleri çok az ve özdür.

Zavallı Olya'nın hikâyesi değme Türk filmlerine taş çıkarır, Anna Andreyevna ve Katerina Nikolayevna ise nredeyse yüzyıl sonra çekilmiş bir Yalan Rüzgârı'ndaki karakterleri aratmazlar. Pyotr İppolitoviç Rus halk hikâyeleri ve efsanelerini dinlemeniz için mükemmel bir kaynaktır, Makar İvanoviç ise karısıyla ilgili acısını yüreğine gömerek tüm ülkeyi gezmeyi seçmiş, manastırlar ve hikâyeleriyle dolu bir erendir.

Savları ve bitmek bilmez tartışmalarıyla kaybolmuş Rus gençliğinden Kraft, Dergaçov, Yefim ve Vasin, kumar masalarında yozlaşmış soylulardan Prens Sergey Petroviç, Aleksey Vladimiroviç,.. Üçkâğıtçıların onlarca çeşidinden birkaç seçki, Stebelkov, Jibelsky, Lambert, Trişatov, Semyor Sidoroviç... Herkes bu delikanlının hayatında bir yer tutar.

Suç ve Ceza'daki içine kapanık, ıstıraplı ve suç işlemeye iten tezlerine sıkı sıkıya bağlı Raskolnikov'dan daha konuşkan, daha etkilenmeye açık, sevgiye muhtaç, tutkulu ve kararsızdır Arkadiy. İnsan okurken bunu yazanın ancak bir delikanlı olabileceğini düşünüyor. Oysa yazar bunu yazdığında 54 yaşındaydı. Tüm enerjisi, aptallığı, saflığı ve tutarsızlıklarıyla apaçık karşınızdadır Delikanlı.


Delikanlı, Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
Rene Girard'ın Sonsözüyle
İletişim Yayınları, çev. Ergin Altay
Dizi Editörü: Orhan Pamuk
592 sayfa, 4. basım İstanbul

25 Ekim 2012

Ölmeden Okunacak 10 Roman

İlk kez bir 'ölmeden okunası eserler' listesi yayınlıyorum.

Bu liste bir başkasının kendine dayanarak yazdığı bir liste.

Sanırım klasikler her zaman büyük yer tutuyor bu tür listelerde. Nasıl eski şarkılar her daim gönlümüzde yer tutuyorsa, bu romanlar da öyleler.

Ben bu listede 5 romanı okumuştum.

Sizlerden gelecek önerileri okumaktan da keyif duyarım.. İyi okumalar! 

  1. Anna Karenina - Leo Tolstoy
  2. Karamazov Kardeşler - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
  3. Gazap Üzümleri - John Steinbeck
  4. Görünmez Adam - Ralph Ellison
  5. İhtiyar Balıkçı - Ernest Hemingway
  6. İnce Memed - Yaşar Kemal
  7. Yüzyıllık Yalnızlık - Gabriel Garcia Marquez
  8. Kara Kitap - Orhan Pamuk
  9. Gülün Adı - Umberto Eco
  10. İsa'ya Göre İncil - Jose Saramago

Benim listemde bulunacak olan kitap adayları şunlar; 10 sayısıyla sınırlamak biraz güç olacaksa da:
  • Kayıp Zamanın İzinde - Swann'ların Tarafı - Marcel Proust
  • Cevdet Bey ve Oğulları - Orhan Pamuk
  • Koku - Patrick Süskind
  • Karamazov Kardeşler - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
  • Faucoult Sarkacı - Umberto Eco
  • Marie Antoinette - Vasat Bir Karakterin Portresi - Stefan Zweig
  • Ademden Önce - Jack London 

7 Ekim 2012

Bab-ı Esrar

Bu kitap, kendinden önce aynı konudan nemalanan ve sayıları bu ara çok fazlalaşarak kendi kendilerine engel teşkil eden pekçok kitap içinden alıp okuduğum ilki. Mevlânâ ve felsefesi, Şems-i Tebrizî ile hikâyesiyle iç içe geçmiş, yarı masal, yarı kâbus, yarı gerçek bir roman.

Açıkçası 1. tekil kişinin ağzından anlatılan metinlere pek yaklaşmam. Sürekli 'ben, ben' kelimesi bana itici gelir. Kitapta da bir ara anlatı, neredeyse sadece sorularla ilerliyor. Kendi kendine sorduğu sorular uzayıp gidiyor, oysa bunları okuyucuya sordurmasını yeğlerdim yazarın.

Kimya Karen, annesiyle kendini bırakıp giden babası, karnında doğurup doğurmayacağına henüz karar veremediği bebeğiyle Konya'ya gidiyor. Bir sigorta ekspertizi olduğu için orada yaşanmış bir yangın olayını araştırması gerekli.

İlk günden son güne dek, çeşitli sanrılar ve rüyalar içerisinde Şems ile karşılaşıyor, hatta bazen onun bedenine girerek başından geçenleri görüyor. Ama son güne değin, gönül gözü kapalı olduğundan bunlara tepkiyle yaklaşıyor.

Öte yandan kahramanın annesi Susan ve sevgilisi Nigel'ı uzaktan olduğu için mi bilinmez, yüzeysel biçimde tanıyoruz. Daha sevgilisiyle ilgili okuduğunuz ilk sayfada karar verdiriyor yazar size. Geçmişten babası ve Şah Nesim'i, çocukluğunun hayali arkadaşı Sunny'i... Günümüz gerçekliğinden şirket yöneticisi Ziya, kötü adamlar Cahit ve Serhad.. Babayla bir bağ olan degâhtan İzzet Efendi.. Karen'ın baştan sonra sürekli yanında olan eşlikçisi Mennan bile bana çok derinlikli anlatılmış ya da sezdirilmiş gibi gelmedi.

Bununla birlikte Konya'da bir kültür turu yapıyorsunuz. Ama mekânları sizin algılamanıza fırsat verilmiyor.

Kitapta inanç, insanî ve ilahi aşk; gerçek hayat-öte hayat ikilemleriyle yer buluyor. Dinî hikâyeler ve menkıbeleri çok sevdiğim için 600 yıl öncesini tasvir eden sahneleri sevdim. Ama şimdiki zamana ve onun dertlerine dönüş bana çok sığ geldi. Belki sahiden de öyle olması istendiği için.

Bab-ı Esrar, Ahmet Ümit
Everest Yayınları, cep boy, 656 sayfa

Translate