19 Nisan 2014

I'm an English Girl in Turkey


Birkaç gündür Türkiye'de yaşıyorum. Aylar süren bir hazırlığın sonunda hızla akıp giden bambaşka bir göğün altında yaşadıktan sonra, günler süren bir hazırlığın ardından yavaşçacık akıp giden bir göğün altındayım.

Bu yazı bir Gezi Notları değil, Anı yazısı olacak, çünkü buraya dair herşey artık ne gezi, ne de bir alışkanlık.

1. Ankara yaşamak için zor, gezmek için daha da zor. Düzenin d'si kalmamış burada. Bir araba şehri olmuş, beton mekânı. Bir yaya, parklar şehri değil. Yayalar figüran. Cambaz.

2. Bir üniversiteler kenti olmakla beraber, sistem itibariyle öğrenciye çok az değer verilen bir yer burası.

3. Mimari filan yok burada, her yer apartman da değil blok, getto!
4. Bahçe bir lüks, insanlar balkonlarını yeşille doldurmaya çalışıyor. Bunu gören bir belediye başkanı yok ki.

5. Hava kirli, uçakla inerken bir kirlilik bulutuna iniş yapıyorsunuz.

6. İstanbul'a inerken, bir dirhem yeşil alan göremedim. Anadolu yakası cidden berbat görünüyor havadan. Hiç o yaldızlı lüks rezidıns reklamları gözünüzü boyamasın. CGI ile yapıyorlar o izlediklerinizi, o kuleleri çevresi orman mı sanıyorsunuz.

7. Her yer araba. Bisiklete kalkışan nice genç öldü burada.
8. Her taraf AVM. Ne yapsın insanlar, park mı var yürüsün, bisiklet kaykay paten yapsın.

9. Ağaçlar minik, hatta insafsızca kare şekil verilmiş olanları bile gördüm.
10. Kentten nehir 50 yıl önce geçiyorduysa bile artık anımsayan yok. Birkaç şelale yaptılar, sonra önlerini büfelerle doldurup paraya para demediler.


11. Üst geçitler alt geçitler. Demir çelik pas gri. Çünkü araba cenneti. Londra da bir metropol, haftasonu nüfusu 2-3 katına çıkıyor, ama arabalara çözüm: ücretli bölgeler. Sıkıyorsa arabayla peak saatlerde gir o bölgelere.

12. Metrolarımız çok kirlenmiş. Her taraf çer çöp.
13. Hormonlu sebzelere merhaba.
14. Herkes baklavaya saldıracağımı sanıyordu, hiç aramadım.
15. Cânım damla sakızlı Türk kahvesi.
16. Köy pekmezi, kaymaklı yoğurt, ayran cennetim. Geldim geleli damarlarımda artık pekmez akıyor.

Gelelim modaya...
17. Çok süslüyüz. Anlatamam. Saçlar başlar giyimler herkes Bugün Ne Giysem çekimine gidiyor gibi.

18. Abartı topuklular giyiyoruz. Orada ise herkes düz giymeye, bol yürümeye alışıyor.

19. Kuaförler sakız çerez parası. Boyalar fönler maşalar liselisinden yaşlısına kadar...
20. Dolmuş denilen mevhumu anımsadım. Unutmuştum ne güzel.

21. Havalimanında ağız alışkanlığıyla İngilizce konuşmak. THY kapısında çevrende Türkçe konuşanlar artınca bir tuhaflık hissetmek.

22. Mahşerden hallice pasaport kuyrukları.

23. İngiltere'de bol bol denk geldiğim Made in Törkiy etiketlerinden sonra burada tekrar Made in Çayna noktasına dönüş.

24. Güneşli sıcacık Surrey'i bırakıp buz gibi, bir gün içinde 40 kere huy değiştiren bir yağan bir açan bir esen insanı maymuna çeviren bir havaya gelmek.

25. 6 ay TVsiz yaşadıktan sonra TV dizileri bende tuhaf etkiler yapmakta. Hürrem turuncusunu Mars icadı zannetmek.

26. Evlerimiz devasa. Çok lüks düşkünüyüz. 5-6 yılda bir mobilya halı beyaz eşya avize değiştiriyoruz.
27. Günlük, misafirlik yemek takımlarından sonra kahvaltılık takımı denilen bir şeyin de burada icadını gördüm ve israf boyutumuz hakkında yeni zirvelere tırmandım.

28. Çöp arabası gürültüsü, evet.
29. İnsanımız çok sigara içiyor. Sokakta açık havada öndekinin yandakinin dumanıyla hariçten tiryakiler gibi kokmak ve kendinden nefret etmek.

30. Peynirlerimiz. Canım benim.
31. Otobüsten inerken artık thank you diyememek - şoför şok geçirip kaza yapmasın diye.
32. Kredi kartına "n" taksit. Nimet mi, lanet mi henüz karar aşamasındayım.


Son Not.
Nereye ait olduğunu biliyorsan Araf'ta hissetmeye gerek yok.

5 Nisan 2014

Londra'da Baharın İlk Günleri! / Early Spring in London!

Türkiye ile tamamen zıt giden havaları nedeniyle güzel bir gününü yakalayıp trene atlayarak Londra'ya gitmek kolay değil. Ancak bu kez, önceki gidişlerimde vakit bulamadığım neresi varsa rotasını çizdim, önüme koydum. Bu kez St Paul's ve civarını gezmeye kararlıydım.

It is not so easy to specify an early date to reserve train tickets and travel to London, due to the continuously changing weather. However I specified a route to visit all the places which I couldn't in my previous visits. St Paul's Cathedral was to be my first stop.
 Girişini bulmak biraz zor oldu ama sonunda buldum. Müthiş kalabalık, giriş ücretli. / 
It was a little bit hard to find the entrance, but finally managed it. It was very crowded, and you have to pay for entrance.
 Fısıltılar Galerisi. Buraya tırmanmak için 259 basamak çıkmanız gerekiyor. Hâlâ hayattaysanız muhteşem tavanı görebilirsiniz. /
Whispering Gallery. You have to climb 259 steps to reach here. If you are still alive, it is worth seeing the amazing ceiling around you.
 Daha dar bir 119 basamak daha çıkarsanız katedralin en tepesine varıyorsunuz. Bunda müzeye girişte ödediğiniz paranın müthiş bir payı var. Thames Nehri, Milenyum Köprüsü ve deli bir rüzgâr. Çıkış değil, fakat iniş ölümcül. /
After climbing some narrower 119 steps, you reach the top terrace of the cathedral. The amount you pay at the entrance helps you a lot in this mission! River Thames and Millennium Bridge and a crazy wind! Not the climbing, but getting down to ground floor killed me.

Thames üzerinde Milenyum Köprüsü. /
Millennium Bridge on River Thames.

 Milenyum Köprüsü. Güzel, güneşli bir gün. /
Millennium Bridge. Nice, sunny day.
 Karşı kıyıya ulaştıktan sonra. Köprünün bitiminde St Paul's, diğer ayağında Tate Modern. /
After reaching the opposite side. the bridge has its one side in front of St Paul's, the other side Tate Modern.
Azıcık Kandinsky! Modern sanata hiç ilgim olmadığını sanırdım, ama sadece 2 katını gezdiğim 6 katlı Tate Modern'den 2 saat çıkamadım! /
A little Kandinsky! I thought I had no interest in modern art, but I couldn't leave the 6-floor Tate Modern in 2 hours only by seeing the collections in 2 floors!
 Bir müze galerisindeki sanat çalışmalarından da bir sanat çalışması yaratmak mümkündür. /
It is possible to create an art work by using artworks in a gallery too.

 Çok anlamlı. / Meaningful for the people in Turkey these days.
 Thames nehrini takip ederek ilerliyoruz. İlk hedef Southwark köprüsü ve diğer köprüler! /
Walking by the River Thames. The next stop is southwark Bridge and the other bridges!
 Londra ortasında var bir gemi. /
A ship in the middle of London.


 Uzun bir yürüşün ardından, Londra Köprüsü'nü de geçerek tekrar karşıya geçtim. Güneş batarken Londra Kulesi'ne ulaşmak. Burası Londra krallarının eşlerinin zindana atıldığı, boyunlarının vurulduğu hapishane. Ayrıca kraliyet mücevherleri de burada sergileniyor. /
After a very long walk, passed over the London Bridge and reached the Tower of London towards sunset. Here is probably the most popular prison in the world, where the queens had lost their heads. Also the royal jewelries are exhibited here.
 Londra Kule köprüsü. Sonunda, kartpostallar üzerinde değil, kendi gözlerimle! /
Tower Bridge of London. Finally, not on postcards, but with my own eyes!

 Trinity Square Gardens.
Elimi kolumu hediyelik eşya ile doldurduktan sonra hemencecik metroya atladım ve tren istasyonuna doğru yola çıktım. Bir Londra gezisi de böylece sona erdi. / 
After filling all my hands and arms with gifts, jumped to tube and went to Waterloo. Another trip to London came to an end.

Translate