23 Ocak 2016

Didem Madak - En Kalması Gereken Şair


İki nefes arasında yazdım bu yazıyı. İki nokta arasında.

Şiirini okumadan şiiri hakkında okuduğum ilk şair değil Didem Madak, ama azıcık dizesinin yer verildiği bir yazıyı daha bitirmeden karar verdim kitaplarını alıp okumaya. İki sayfa arasında.

Sözcükler dergisinin en güzel, dolu dolu sayılarından birinde, 57. (Eylül-Ekim) sayısında bir yazıda rastgeldim şiirlerine. Daha ilk satırlarda yüzüme çarpan dizelerin oyunları ve ne kadar oyuncu olurlarsa olsunlar, dile getirdiği anlamların sahiciliği aklımı başımdan aldı.



İnanırım bazen bir kâse bal bile umutsuzdur
                                                 (Enkaz Kaldırma Çalışmaları'ndan)


Şiirindeki dilin örgütlenişi, biçim ve içerik üzerine bir yazı olsa da, yazı içinde atıf yapılan dizeleri aç kurt gibi aradığımı görünce kitaplarını almam şart oldu. Didem Madak, üç tane incecik şiir kitabı yayınlandıktan sonra 2011 yılında hayata veda etmiş bir şair. Daha söyleyecek, yazacak çok şiirleri kaldı onda. Son kitabı Pulbiber Mahallesi'ni ilk okumaya başladığımda, sürekli, ah be güzel kadın, niye gittin? Gitmen şart mıydı? demekten kendimi alamadım. Hâlâ da alamıyorum.

254 sayfa yayımladıktan sonra hayatı bırakıp gideceğinizi bilmeden, şiir yazmak...

Büyümüş Çocuk Şiiri ile açılır Pulbiber Mahallesi. İlk dizeden kitabın son dizesine, yitirilmiş güzel bir annenin, Füsun'un izlerini görmek mümkündür. Annesinin isminden çoğalan tüm kelimelerle annesinin kolyelerini takıp takıştıran bir kız çocuğu gibi dolaşır Didem Madak, bu ışıklar vurmuş, renklenmiş hüznü hep hissedersiniz. Kardeşi Işıl'dan ve onun hayali arkadaşından, albino kedisi Zeyna'ya, kendi mahallesi, yaşadığı bodrum katı, rutubetle soyulan duvarlara, âşık olunca pazardan sevinçle aldığı enginarlardan tuzluk, kapatılmış kahve falı ve ceza kanunundan müteşekkil atmosferine, balkabağından prangalarına dek, kömürlük penceresi dilinde yazar...

Bugün bir harf girdi atmosferime, tutuştu ve yandı
Siyah bir gelinliğe benzeyecek bu şiir
Uzun kuyruklusundan
                                     (Büyümüş Çocuk Şiiri'nden)

Bana artık büyü diyorlar
Bütün renkleri mezun etmişler hayatlarından
Karanlığa emekli öğretmenler gibi sanki insanlar.
                                     (Gecenin Çekmecesi'nden)

Şiirlerini teker teker okuyup sayfa sayfa ilerlemek ve son sayfa ile kitabı bitirip kapatmak mümkün olmaz Didem Madak ile. Kolayca içine girilebilecek bir üslupta yazmamıştır hiçbir şeyi. En büyük isyanlarında bile bir mahcubiyetle, dolambaçlı yollardan dökülür sözcükleri.

Bıkmıştım artık bu kahraman kadınlardan
Hepsinin kahraman olması şart mıydı yani.
Biri olsun şiirinin kadını olamaz mıydı?
                                         (Kaza Anılar'dan)

En güzel yanıdır şairin, kusurluluğunu böylesine özgün resmedebilmesi. Şiirlerinde sorduğu soruların içindeki yanıtlarda kendiliğinin kırık döküklüğü ve umudunun gücü bir aradadır.

Son kitabı Pulbiber Mahallesi ve ilk kitabı Grapon Kâğıtları'nı eşzamanlı okuyunca şiirsel ifadesindeki değişimi fark etmek mümkün oluyor. Didem Madak son kitabında, dizelerini artık bilmediği bir alışkanlıkla sıkça bölmüyor, isyanı ve usluluğundan daha bir emin, boynu büküklüğünde daha bir başı dik, ironilerinde daha bir doğrudan yazıyor. Ancak en sıradan nesneye bile en farklı yaklaşma meyli asla değişmiyor ve aslında biz de bunu çok seviyoruz.

Yazdığım tüm kitap yazıları içinde, bu yazı en günlerce düşündüğüm, en kendisine layık şekilde güzel yazabilmeyi istediğim yazı oldu. İki durak arasında.

"Şiirle ne yapılır, bu konuda kural koyucular var mıdır bilmem ama; ben senin şiirlerini, taşıtlara binerken, giderken, gelirken, en çok korktuğumda, en çok endişelendiğimde, uykudan önce, tutuklamalardan sonra mırıldanacağım, acısını yemeklerime katacağım, üstüne tatlı yiyip içimi bayıltacağım. Sonra yeniden okuyacağım.            Burcu"

Kimse onun kadar farklı yazamayacak, bunu hepimiz seziyoruz. Kitapları hiçbir zaman yabancı bir dile tam mânâsıyla çevrilemeyecek, en ileri seviyedeki edebiyat çevirmenleri bile yapamayacak bunu. Sadece Türkçe haliyle tüm anlam katmanları korunarak bizler okuyabileceğiz, şanslıyız. Hayır uçuk kaçık bir kadın değildi Didem Madak, pekçok okuyucusu ile birlikte ben de eminim bundan, bizlerle hiç tanışamadan gittiği halde kendini böyle şeffaf ama örtülü anlatabilmesinde kerâmet. Tam tersine hayat onu ayaklarından yere fazlaca batırmıştı; ama bambaşka görüyordu herşeyi, umutsuzdu ama hep umutluydu da, kimi zaman, bu kadın nerede ise bulsam, elinden tutsam, diyordunuz ve bir de bakıyordunuz ki kedisi Zeyna ile yağda yumurta pişiriyordu bir gece vakti, ve o cızırtılı ses dünyanın en umutsuz sesiydi.

Didem Madak kitapları, altlarını çize çize okuduğunuz şiirlere benzemeyecek. Çünkü bu kitaplarda her sayfada her dizenin altını çizmek isteyecek, okudukça bir sonraki, bir sonraki dizeyi de kalemle buluşturmayı düşüneceksiniz, bir de bakacaksınız ki aslında sayfa bitmiş, ve dizelerin sonuna dek sabredemediyseniz, tüm sayfayı çizmişsiniz!

Google tam da Didem Madak okumak ile Didem Madak satırlarını çizmek arasında kaybolanlarla dolup taşıyor. Çizerek de derine işleyemiyorsunuz Didem'in kelimelerini; Tek çare, tekrar tekrar, her yaşınızda okumak. Ve her seferinde, ah güzel kadın, niye gittin, kalsaydın, kalsaydın, kalıp biraz daha yazsaydın, diyerek onu anmak.







Ne iyi bir haber ki, Metis Yayınevi, Didem Madak'ı Okumak başlığında İzmir'de Ege Üniversitesi tarafından Aralık 2014'te düzenlenmiş bir sempozyum'un bir kitabını bu ay yayımladı. Haberim olsa kalkıp gideceğim ve orada bulunup bu şair hakkında konuşulmasını, düşünülmesini mutlulukla dinleyeceğim bir etkinliği bize ulaştıran Solmaz Zelyüt ve Metis Yayınevi'ne teşekkürler.

Didem Madak
Pulbiber Mahallesi, 113 sayfa
Ah'lar Ağacı, 73 sayfa
Grapon Kâğıtları, 68 sayfa
Metis Yayınevi, 7. basım Temmuz 2015

2 yorum:

mabelard dedi ki...

http://mabelard.blogspot.com.tr/2014/07/sairin-kurtulus-orgutu-didem-madak.html

Serra Topal dedi ki...

Hissetmeyi bilen, şiiri özleyen insanlar için ne büyük kayıp.. Yazınız ve link için teşekkürler.

Translate