30 Kasım 2016

Foucault Sarkacı

İlk okuyuşumdan bu yana yıllar geçmiş, hatta kitabı her yıl yaptığım toplu bağışlardan birinde bir okula göndermişim; ancak bana arasıra böyle olur: aklıma takılır, tekrar okumak isterim, anımsadığım metinlerin yer aldığı sayfaları, hatta sayfalara düştüğünü anımsadığım gölgeleri, okuduğum mevsimde aldığım hazzı özlerim. Eco'nun en büyük oyunu bu belki de, sizi bilinmezlikler arasında, merakta bırakıyor, kimi zaman yıllar sonra çıkıp gelebiliyor bu eski merak. Kitapla ilgili anımsadığım şeylerden biri de, pekçok şeyin sizi yanılgıya düşürmesi. Ancak okuduğunuz kitabı, okumadığınızı sanmak, bunun dışında. Bu kitabı okuduktan sonra, unutmanız mümkün değil. Öyle ki, bir yığın şey hatırladığınız metinler hakkında, daha da ileri gidersek, öğrendiğiniz pekçok şey hakkında, kitabı hiç okumamış birisine detaylı bilgi verebilirsiniz. Eco, asla yalnızca hissettirmekle bırakmıyor okuyucuyu, her zaman tarihe dair pekçok şey öğretmeyi de tercih ediyor.

Umberto Eco'nun Foucault Sarkacı, yazarın kendi kitaplığından bir esinti gibidir. Her bölüm yazarın kitaplığından bir alıntıyla (burada, Gülün Adı'ndaki kitaplığı tekrar anmak gerekir) başlar, bunlar kimi zaman bir önceki bölümün açıklayıcısı veya çürütücüsüdür. Aslında bu şekilde sadece tarihsel bilgiler ve kurmaca örgü arasındaki bilmeceleri değil, romanın oluşturuluşundaki bilmecelerin de farkına varmanız istenir. Kitap, ilk olarak gizemci Kabala geleneğindeki Sefirot Ağacı'na uygun biçimde tasarlanmıştır. Ana bölümler, bu Ağaç'taki Sefirahların isimleriyle anılır ve bu gelenekte içerdikleri anlamlar, yaptıkları çağrışımlar, alt bölümlerde hissedilir. Başlangıçta, anlatıcı Casaubon, aynı yayınevinde çalıştığı Jacopo Belbo ve Diotallevi'nin dâhil oldukları bir gizemi çözmek için onlarla birlikte yol alırken, aynı zamanda bu üç kişinin bu yolculukta geçirdiği değişimlere şahit olursunuz, ve olay örgüsü içinde sırası geldikçe karşınıza çıkan, Belbo'nun gizli kalmış notlarını okurken de eksik kalan parçaları tamamlarsınız. Roman bu anlamda çok-katmanlıdır, bu özellikleriyle Gülün Adı'ndan bile daha güçlü bir yapıdadır. Bu farklı düzlemler (roman kişileri ve olayları, tarihsel kişiler ve olaylar, eksik parçalar) birbiriyle etkileşerek hepsinin son noktasına (?) kadar götürecektir sizi.

Konu ise, sadece inanışlar tarihi değil, içrek bilimler, felsefeler, insanlığın kabul edilmiş Dinler'den önce ve sonra da varlığını sürdüren dünyevi şeylerden kaçış yolları ve manevi seviyelerde kendini bulma biçimleri, ve tüm bunlardan dem vuran iç içe geçmiş bir tarih dokusu! Üstelik bunları tekdüze bir ansiklopedik metin içinde değil engebeli yollarda kahramanlarımızla birlikte düşünürken okursunuz.


Bir bölümden başka bir bölüme, bir sayfadan bir sayfaya her seferinde farklı bir şeye inanırsınız, üstelik Eco bunu mantık yürüterek, sizi ikna ederek yapar. Sonra çevirdiğiniz sayfadaki metnin üstüne başka bir şeyler daha yaşandığını ve yazıldığını görürsünüz ve fikriniz tekrar değişir; okumaya devam etmek için müthiş bir çekim gücüdür bu, roman da bir nevi sarkaç gibi, sizi belli noktalarda dolaştırır ve en sonunda, sarkacın bağlı olduğu telin bulunduğu nokta nasıl hiç değişmezse, siz de benzer kat'ilikte bir sonuca varırsınız.

Burada çevirmen Şadan Karadeniz'in emeğini de es geçmemek gerekiyor. İtalyanca aslından dilimize bu metni kazandıran çevirmen, bu kayda değer çabasından dolayı ödül de kazanmış. Eco'nun dur durak bilmeden sıraladığı tüm sözcük, nesne, kavram gruplarını oldukça duru bir şekilde gözler önüne seriyor, ehil olmayan ellerde çevrilmesi halinde içinde boğulunması pek muhtemel bir sözcükler denizini akıp giden bir nehre dönüştürüyor Karadeniz.

Bir okuma önerisi: romanı okumaya başlamadan önce, en arkadaki Sözlükçe'deki bazı kavramları okumak iyi bir fikir olacaktır. Bazı kısımlarda ise, sıklıkla yine kitabın arkasındaki Notlar'ı okumanız gerekecektir, okurken pek sevmediğim bir şeydir bu, notları ilgili sözcüğün altındaki sayfada okumayı severim. Bazı paragraflarda not sayısı fazla, sanırım bu sebeple sayfa altına değil kitap sonuna alınmaları uygun görülmüş. Bu sebeple de sık sık bölünen bir okuma, kolay bir okuma değil, ama değer bir okuma.



Foucault Sarkacı,
Umberto Eco
Çeviri: Şadan Karadeniz
20. baskı, Can Yayınları, 856 sayfa

Hiç yorum yok:

Translate