23 Haziran 2010

İstanbul'da Var

Birkaç güne Yedi Tepeli Şehre gideceğiz. Bir Ankara'lı, deniz özürlü, nem özürlü, kuru ayazlı, kuru sıcaklı bir vatandaş olarak, tepe, nem, deniz, deniz kıyısı, deniz kıyısında banklar, deniz kıyısında banklar ardında çay bahçesi, balık restoranı göreceğim. Kıyı boyunca inci gibi dizilmiş, diziler sayesinde gecesini gündüzünü her açıdan bildiğim yalıları, kafeleri, parkları..

Türkiye'nin kimse söyleyemese de, yıllar yılı yabancı kanallarda Hava Durumları'nda tek gösterilen asıl başkenti.

Her ay bir başka Sanat Festivali'ne, yalnızca o şehirde yapılırsa kurumların sponsor oldukları Sanat başkenti.

Bildiğin her sanatçının orada konser verdiği, Pazar günleri sağda solda görünseler de İstanbulluların pek aldırmayacağı, Ankara'lıların görse "aa, aaa, aaaa" diyecekleri magazin başkenti.

"Haydi Boğaz'a gidelim" diyemiyoruz, denizsiz bozkırda birkaç AVM ile idare ediyoruz, en tiki AVM'ye gidip en tiki salatayı yesek bile sonunda suyuna ekmeğimizi banıyoruz; çünkü buranın havasında yok. İstanbul'da var.

AVM'ler gırla, ama IKEA yok Ankara'da, İstanbul'da var.

Mavi'nin reklamındaki uçukluklar bu kentte tuhaf duruyor, basenine şal bağlayıp burası Ankara, diyemiyorsun burada.

Havasında yok çünkü. Suyu zaten yok, 2 yaz önce Kızılırmak'ın kızıl suları kente verilmiş tüm lavabo giderlerimiz, tesisatımız çürümüş.

Neminden selinden ne kadar bezerse bezsin, orada yaşayanların terk edemeyeceği şehir İstanbul. Ankara'yı terk edebilirsin, ama İstanbul'u edemezsin, etsen bile, bir yanın hep orada kalacaktır. Çünkü tüm romanlar bu şehirde yazılır, içinde Ermeni duvar ustalarının bir zamanlar oyduğu yak yak bitmeyen şahane eski binaları, üzerinde hasır taburelerle Beyoğlu kaldırımları, birkaç şirin Rum komşunun da geçtiği bildiğin tüm romanlar.

Çok ağaç ekildi Ankara'ya, görünürde şehir aynı düzensiz kötü yapılaşan şehir, ama iklimi ılımanlaşıyor, küpe çiçekleri balkonda sanki İzmir'deymişçesine büyüyor ve yaprakları genişliyor. Ama nemle ağaçla olacak şey değil bu, yine de Ankara'nın havasında yok. İstanbul'da var.

2 yorum:

deryik dedi ki...

istanbul insanın içinden çıkmıyor, atılmıyor. gidiyorsun, gölgesi takip ediyor. tuhaf bir şey. ankaraya taşındığımız gün, 12 filandı yaşım, çok sakin bi şekilde "anne, ben istanbula geri gidicem bi gün" dedim. yani, doğrusu oymuş gibi gelmişti. martısızlık zordu, sokakların denize çıkmayışı filan. ankara çok yalnız geliyordu gözüme.

istanbul, her semtinde başka bir hava olduğu için vazgeçilmez sanırım. taksimle modanın birbirine hiç benzememesi, maslaktaki gökdelenlere rağmen arnavutköydeki evlerin şirinliği ile ilgili bir mesele. aynı şehir içinde bir sürü ufak şehir. bodrumda da biraz var bu, herkes kendi koyunun fanatiği.

aklıma hep cemal süreya geliyor: "evet, gün geliyor, bıkıyorum senden/ ama istanbuldan bıkmak gibi bir şey bu".
tüm hissiyatımı özetliyor.
hoşgeldin :)

mermaid dedi ki...

ama İstanbul'un tek eksik yanı da sensin:) İstanbul'da bir yok sensin:).

Translate