27 Ocak 2011

Yanardağ Sevgilim

Tamaro'yu anlamak için yetkin bir bilgin olmak gerekmez. Sorgulayabilen, sorabilen birisi olmak yeterlidir. Çünkü bunları yapamadığınızı farkettiğiniz an, onun bu aşk romanını hissedebilirsiniz.

Aşkı arayan genç bir kadının sürüklendiği skandal ile birlikte, o ve kocasının hayatlarının mahvoluşunu, böyle sıradan kelimeler ve cümlelerle özetleyebilir ama o yazındaki sıradışılığı dile getiremezsiniz. Aşk denen şeyin tüm bu edebiyat ve sinema eserlerinde böylesine işlenilmesinden sonra, yeni ne okunabilir ki, üstelik bu kadar avam bir başlık, kör göze çift parmak bir kitap kapağı resmiyle? Yanılacaksınızdır.

Tüm roman boyunca, kentin yakınlarındaki bir yanardağın devinimleri, hareketleri ve belirtileriyle bu insanların zaafları, zayıf kararlılıklarını birlikte okursunuz. Okumazken bile ilişkilendirirsiniz bunları. Aşık oluş, teslimiyet ve terkedişten ibaret tüm o yapıtların aksine. Tamaro'yla birlikte aşkın o en baştaki ürkütücü güzelliğini, el değmemiş bir inci gibi karşıdan parıldayışını seyredersiniz; sanki bu insanlarla birlikte bir balo salonunda dikiliyor, herşeyi görüyorsunuzdur. Sonra tutkunun bildik ama bilinmedik yollarını geçer ve aşıklardan evvel tasalanmaya koyulursunuz, sesinizi onlara duyurmaya çalışmak boşunadır. Kitap size anlatırken aslında siz anlatmak istersiniz, yazar buna izin veren bir sessizlikle anlatır.

Sonunda her biri, kendi bencilliği ve toplumda yer edinmekte kullandıkları ikiyüzlülüğün kurbanı olarak gözden düşerler. Geriye yalnızca aşk kalır, o da sizin okuduğunuz ve tadı zihninizde kalan aşktır.

Yanardağ Sevgilim, Susan Sontag
çev. Mehmet H. Doğan
Can Yayınları, 407 sayfa 

Hiç yorum yok:

Translate