11 Şubat 2012

Yakalanan Zaman

Benimle birlikte Amerika'nın topraklarını, okyanusun göğünü, Ege kıyılarını, Anadolu'nun göbeğini dolaşan Kayıp Zamanın İzinde serisinin ikinci cildinin kapanış sahnesidir bu son kitap. Bir buluşmadır, bir kesişmedir ve bir düğümleniştir.

Yalnızca ismi bile kendisi için aslında en büyük engeli oluşturur; büyük bir beklentiyle açarsınız ilk sayfasını, çünkü Zaman, asla yakalanamadığı için durdurulamaz ve insanoğlunun en büyük dertlerinden biridir.

Yanına hapsettiği Albertine'in yitişinin ardından, hakkında pek de bir şey bilmediğiniz Birinci Dünya Savaşı'nın yaklaşan havası siner Paris'in üzerine; ve nihayetinde gelip Avrupa'nın kapısını çalar. Hayır, sanmayın ki savaş felâketlerinin, tıpkı zihninizde canlandığı gibi kentlerdeki yıkımını, halk üzerinde yarattığı kıyımı okuyacaksınız. Tam tersine. Savaşı, sadece insanların fikirleri üzerinden takip edeceksiniz, bu ilginç bir yaklaşımdır; sinemanın ve savaş hikâyelerinden beslenen tüm sanatların ilk adımda denediği yıkım ve vahşeti ilk plandan göstermek yerine, daha soyut, daha alışılmadık bir yöntemdir. 

Ve Savaş, sanki öyleymiş gibi, sessizce biter, bitişiyle birlikte önemi biraz daha kırılan asil sınıf ile biraz daha yükselen orta sınıfın birbirine nasıl geçmeye başladıklarını okursunuz. Tıpkı ilk kitaplarda insanlar at arabalarıyla ziyaret yaparlarken, son kitapta artık her yere arabayla gidilmesini okuduğunuz gibi. Kayıp Zamanın izini sürerken, aslında o da sizi izler.

Yazar, savaşın sonunda, tedavi için yıllarca kaldığı bir klinikten Paris'e döndüğünde çağrıldığı bir davete katılmaya karar verir ve yolda bir trafik kazası atlatır; bir anda, kendisini alıp Geçmiş'e götüren bir his doğar içinde. Eve girdiğinde, benzer bir deneyim daha yaşar, bu kez Zaman, eline aldığı bir peçetenin dokusundan, duyulan tabak-çatal seslerinden ona göz kırpar. Bu hisler çok hızlı kaybolurlar ve onları yakalamak için yapabileceği tek şeyin, bunları yazmak olduğunun farkına varır. Eğer istersek, geçmişimize dair her âna, her an dokunabileceğimizi gösterir bize.

Salona girmesiyle beraber, Son'a yaraşır bir mizansenle karşılaşırız, bu bir kıyafet balosudur ve insanlar yüzleri makyajlı, perukalı halleriyle tanınmaz durumdadır. Zamanın izlerini gizleyen ya da pekiştiren tuhaf kılıklardır bunlar. Sosyete ve belleği değişmiş, bir zamanların suçluları ve yosmaları el üstünde tutulur olmuş, gerçek sanatçılar yitirilmiş; Ölüm bir insana ne olduğu hatırlandığı için neredeyse bir lütuf haline gelmiştir. Aslında bu okuduklarınız, hayatın size neler getirebileceğine dair olasılıklardır. Kitabı okurken, aslında kendinizi okursunuz.

En sonunda, Zaman'la ilgili alışılmadık, yeni ufuklar açan izlenimlerini paylaşır sizinle, bu kavram zihninizde tamamen yenilenmiş olarak eseri bitirirsiniz.




Marcel Proust, Yakalanan Zaman - Kayıp Zamanın İzinde II. cilt, 
s. 2781-3133, Temmuz 2010. 
çev. Roza Hakmen, YKY/Delta Yayınları.

2 yorum:

Kitap Kurduyum Ben dedi ki...

Senin yorumların sayesinde dün İdefix'den bu kitabın iki cildinide sipariş verdim.Nasıl okurum bilmiyorum ama çok merak ettim:)

SD! dedi ki...

En sevdiğin kitap bu olsun umarım:) Bir harikasın sen.

Translate